Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü

Fuchsia

Sanki ne Dilinger ne de Escobar sırtından vurulmuştu… Devletlerin az da olsa karakteri varmış gibi dans ediyordu… Çiçek dürbünüyle bakılasıydı ki her yerde onu görebilelim. Bütün hayatlarımızı onu ejderhadan kurtarmaya harcayabilirdik.  Sahneden indiği kıyafeti ile...

Perde On İki

    Herkes birbirine kendi inandığı masalı anlatmıştı. Başka bir adamın ütopyasına inananlar, başka insanlar dine inanıyor diye hiddetleniyordu.  Birbirlerine maral okuyanlar, öylesine martavala batıyorlardı ki… Öylesine takıldık ki nereden gelip nereye...

Ademî

Gök ve yer gibiydik onla… Temas pürüzsüzdü lakin engeller vardı. Duvarlar vardı bizi ayıran ve içlerine saklanmış benlikleri ile insanlar vardı… Gökteki yıldızların gece olunca karşı kıyıdaki sokak ve ev lambaları olduğu gecelerden biriydi. Karşımda, sanki her...

Hayal ve Perde

“   Dil öğrenirdik ki methedebilelim onu. Çıkmaz sokakların ev bahçelerinden geçen dar patikalarında bile takip edilesiydi.  Evren sonsuz olduğundan mütevellit her yere eşit uzaklıktayken merkezi neden o olamazdı ki?  Kitab’ın da Tanrı’nın da bir mukaddesliği kalmadı...

His

   Camdaki lekelerin gölgesi beyaz tenine düşüyordu. Benim gölgem onun üzerine düşeydi de gölgemle sevebilseydim onu. Birbirinden uzak yerlerde oturup elimi boşlukta gezdirirken gölgemin onun yanağında gezinişini izleyebilseydim…  Acaba güzel olduğu kadar muhtaç...

Yel Ve Bulut

Barın köhne havası sigara dumanıyla doluydu, ahşap masanın verniği de çıkmıştı, canı da… Zıpçıktı söze girdi; -“ Tanrılarından bile medet ummazken, kullara neden bu kadar takıntılısın ki?” dedi… Zampara sigarasını küllükte söndürürken ağzından son dumanı vererek;...

Uçuş

Yeni çile dergâhımızın toplum olduğu çağdaydık. Güneşe karşı bütün dik başlılığıyla durmuştu. Öylesine güzeldi ki değil yüzüne bakmaya, utanıp yere bile bakamıyordum, gölgesi orada diye.  Gölgesi öyle lütuf doluydu ki toprak için yağmurdan bile daha verimliydi ya da...

Berisi Ve Ötesi

   Kendini, içinde değil de gereksiz yere ünlenmiş şehirlerde aramak isteyenlerin dünyasına hoş geldiniz. Yolculuk boyunca yerinizden ayrılmayınız, kemerlerinizin yeşil ışık yanana kadar kilitli kalmasını rica edeceğiz, bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz. Sağ...

Perde On Bir

   Karanlık tünelin bir diğer ucundaki parlaklığa öyle hayran kalmıştık ki; gözlerimizi kamaştıran ışığın içerisinden tren fırlar mı umursamamıştık. Belki de aşklar böyleydi ya da daha iyisini bulana kadardı sevgimiz? Aşkların mı içi boş yoksa âşıkların mı? Okunmamış...

Yol

“Burası mı bana yabancı yoksa ben mi buraya yabancıyım?” diye geçirdi aklından… Karanlıkta ilerleyen metroda, adam kadına baktı.  Kadın şirin bir telaş ile adamın yanına oturdu.  Varlığıyla bile kadını rahatsız edebileceğinden şüpheleniyordu. Gözlerini kapattı ve hiç...

Şans

Hayattan bezmiş bir şekilde oturdu asker siperin içine… Tutsak aldığı askere baktı… Yerde elleri ve ayakları bağlı bir şekilde yan yatmış asker, ölü bir köpek gibi duruyordu. Kendi ise; bu kavurucu öğlen sıcağında o ağır kamuflajı, miğferi, mermisi ve silahıyla...

Perde On

   İnsanın en büyük günahı hayatta kalmaktı…  “Sult” (*) alamazken “Markens Grøde” (**)  tabi ki Nobel Edebiyat Ödülü’nü alacaktı… Nobel Akademisi bile duymak istemiyordu açlığı… Peki, edebiyat nasıl bu hale geldi? İnsan öldürenlere, onların sarayında  kasideler...

Kül Şehri

Theodore ahşap masanın, yuvarlak olmasından haz etmiyordu. Çünkü; bu fikir Yuvarlak Masa Şövalyeleri’nden akıllara gelmişti…  Masada herkes eşitti ve masanın başına oturabilecek yetki kimsede yoktu. Olmayacaktı da… Bu sebeptendir ki masanın bir başı yoktu...

Gün Batımı

“Aşk sizde olmayan bir şeyi bunu sizden istemeyen birine vermeye çalışmaktır.” -jacques lacan Adım rüya,ölecek yaştayım.Sizden bir farkım olmadığı gibi sol ayak serçe parmağım eksik(neden öyle olduğuyla ilgili bir anım yok)o yüzden daha az bir köşeye...

Bellis Dilencisinin İntihar Mektubu

Bu intihar mektubunu yazdıran, dünyanın sıradanlığı değil. Dünya aynı ya da sıradan da değil zaten. Bugün beni ölüme gönderen dünyadaki sıra dışı şeylerdir.  Yusuf kadar güzel olan insanlar ve bakarken gözlerinizi dolduran maşuklar… Öylesine bir dünyaydı ki; kontlar...