Kaybolmayan

Yazar:

on Ağu 20, 2014 @ 0:40

httpfarm3.static.flickr.com290414059262557_22c4517477_m.jpg

Gündüze karışıyordu gece, uzayıp tükettikçe büyüyordu,

Bir an önce,

Sarmalıyım bedenini, tütünümü sardığım kağıt gibi narin ve ince,

Seni yakıp içime çekmeden önce, kollarımla kavramalı sert ve sessizce,

Bedeninin her kıvrımı, her çizgin başka bir rota, yeni bir bilmece,

İşte yine güneş doğuyordu ve kayboluyordu silüyetin yenilerek gerçeğe,

Yokolan varlığınla boğazında gevşeyen ellerimden doğduğunda yeniden o gece,

Dudaklarım vaftiz edecek bedenini,

Ve kelimeler süzülecek.

-Seni istiyorum.

Hep mi?

-Hayır, hiç olana kadar.

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Yeşil

Yazar:

on Ağu 16, 2014 @ 0:27

     Lükslerin en büyüğüydü aşık olmak.  Kalbin içerisinde sağ kalanları aramaya çıkıyordunuz. Yağmurlu bir havada filikalarla gemi enkazının arasında dolaşıyordunuz.  Ağaç görmeyeli günler olmuştu.  Size sevmeyi öğreten kitaplar ıslanıp mürekkebi akmış eski kâğıt parçaları olmuştu. İşe yaramaz haldeydiler. Bu sevdada yalnız başınaydınız. Sokağı ve hatta onun çocuklarını bile özlediniz. Yağmur öylesine şiddetliydi ki filika bile yavaşça doluyordu.  Bu şeyden sağ kurtulan var mıydı sahi?

Suda onun sureti vardı lakin onda boğulacak cesaret var mıydı sizde? Gemi dibe çöküyordu. Sağ kalanlar varsa bile onlar için tek temennimiz, hızlı ve acısız bir ölümdü.  Enkazda kurtulan olmadı. Yarın, sahte, üzgün bir ifade ile televizyondaki sunucu sevenlerinize baş sağlığı dileyecek. Kurtarma ekibi tekrar karaya çıkabilecek mi? Sahi, sevenlerimizin alt kümelerinden biri neden sevdiğimiz olamadı hiç?

Şüphesiz yarın, uyanmak istediğiniz günlerden biri olamadı yine.  Bu bir işkence olmalıydı. Hep yarın olması… Hem zaten güneş kaç kere peş peşe doğabilirdi ki? (*) Her yeni günde, yarının gelme olasılığı biraz daha azalmıyor mu? Peş peşe kaç kere siyah ya da kırmızı gelebilir ki? Lakin o, ruletteki “Yeşil”di işte.  Otuz yedide birdi. Ya da pokerde en üstün el olan, 649,739’da 1 olasılığı olan Royal Flush’ınızı tamamlayan bir Kupa Kızı’ydı.  Ve siz batan bir geminin yanında sırılsıklam olmuş bir filikada ayakta,  şapkanızı çıkarıp göğsünüze koyup ölenlere yas tutarken, evet evet bu formaliteyi yaparken zatürre olmalıydınız.

Ya da belki de o gemi hiç kaza yapmadı, çünkü hiç var dahi olmadı. Belki de aşk, katatoninin farklı bir basamağıydı sadece…

(*) Güneş doğmaz dünya döner

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Bruyère

Yazar:

on Ağu 14, 2014 @ 13:53

Büyük, görkemli, gotik mimari eseri olan balo salonunun, yüksek tavanına bile sığmıyordu güzelliği. Orada beyaz tenini kavrayan askılı, siyah, sade elbisesi ile duruyordu, elleri önünde birbirine kavuşmuştu. Saçları omuzlarını bazı bazı gizliyordu. Öylesine masum bakıyordu ki yaşadığınız anlarda girdiğiniz günahları hatırlıyordunuz ve her nefes aldığınız anda, benliğinizden utanıp, yaşadığınız için pişman oluyordunuz.

Adam şüphesiz bilseydi, siyah kumaş pantolonunun üzerine giydiği kolları kıvrılmış, dar, beyaz gömleğinin üzerine giydiği gri yeleğinin düğmesinden tutmaz, o elinde seccade taşırdı ki, orada, o güzelliğe ibadet edebilsin. Kadın da onu fark etti, ellerini çözdü adama doğru yürümeye başladı. Kadın yaklaştıkça, salon küçülüyordu. Duvarlardaki melek motifleri kadına kıskançlıkla bakıyordu. Eğer bir yerlerde, bir Tanrı var ise, yarattığı günden, bu güne kadar bu kadını izlemekten yoksullara rızkını vermiyor olabilirdi.

Adamın bütün savaşlarında zırhı vardı lakin bu son savaşta, göğsünde sadece ince siyah bir kravat vardı. Bu son savaş, en zoruydu onun için. Gürz sallamayı öğrenmişti. Ama vals onun için imkansızdı. Kadının kokusunu alıp nasıl bayılmadan dans edebilirdi ki? Ve şüphesiz salon bir müzik kutusu ise, o da balerini gibi sonsuza kadar aynı figürle dans edebilirdi sevdiği kadının yanında. Elleri ellerine kavuştu, tam cümleler önem arz edecekti ki, An der schönen blauen Donau, yaylıların değerini anlatırcasına yükseldi salonda. Ve vals başladı.

Dışarıdaki sokağın adı neydi? Hava nasıldı? Dünya yörüngesinden çıkmış mıydı? Belki de dünya yok olmuştu ve son yaşayanlar onlardı. Ve bunun hiç mi hiç önemi yoktu. Johann Strauss II bir aşkı daha alevlemişti. Kadın korkuyordu. Ya 00.00’dan sonra arabası bal kabağı olursa? Arabacısı fare olursa? Kadın korkuyordu, adamın kollarında, üflemeliler hüzünlü kısma geçtiğinde…
El ele tutuşup koşmaya başladılar, balo salonundan çıktılar ilk gelen taksiye bindiler. Timpani ve diğer vurmalılar armoniye eşlik ettiğinde, plakasının önemi olmayan bir takside, arka koltukta aşıklar bakışıp gülüyordu. Yaylılar ve üflemeliler son notaları hayatlarımıza duyururken, aşıklar yarına gidiyordu…

Sahi yarın var mıydı, bilinmez ama taksi farları yol kenarında süpürge otlarını belirgin kılıyordu. Koca bir pembeliğin içinde inip, süpürge otlarının arasında, balodan çaldıkları şampanyayı açtılar. Ve yarın var mıydı, bilinmez ama bu gün beraberlerdi işte. Ve eğer bir yarın varsa ikisi de yan yana olabilmeyi isterlerdi. Sahi, bu sefer bir yarın vardı. Bu güzel aşk bir güne sığamazdı. Yarın kesinlikle vardı.

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Su Kanalları Bölüm-1

Yazar:

on Ağu 13, 2014 @ 4:28

Türümürüzün direnişi konuştu;kanasusamış çaresizliğiyle belirsizlik için neden aradı bunun üzerinden iki yıl geçti…
Bu iki yıl,akıl inancın yol göstericisi olduğu için savaş yılları olarak adlandırıldı….
İki yılı sonlandırmak için sonsuz,bir şekilde uyduruldu…

Uçmak seyehat etmek için en iyi yöntem ama o kadar vaktim yok.Dış hatlara çalışan olarak girmek bana yeterli yetkiyi verdi elimdeki tek bilgiden yola çıkarak 28 şehirde 360milyon 736bin 823 dosyaya baktım.Geriye 3 şehir kaldı şansım %33,3-

Bearun:
2yıl 3ay 12gün olduğunu biliyorum işler yeniden karışıcakmış gibi hissediyorum.Burada bir arkadaşım var adı uran onu bulmalıyım yetkileri işleri %32 hızlandıracaktır.Onu bulmadan önce biraz paraya ihtiyacım var neden bilmiyorum ama şapkalı insanları seçme eğlimindeyim.Kimliğine ve kredi kartına bir kere bakmam yeter sonra cüzdanınızı düşürdünüz diyip parasından ufak miktar kendi amacıma havale ediyorum.Yorgunluğun etkisi dikkatimi biraz dağıtıyor ama önümde bulunan fırsatı bu seferlik kaçırmamayı tercih edicem şapkalı insanların görüş alanı şapkanın türüne göre belli ölçülerde azalır ama bu adam çantasını aldığımı farketmeyecek bile daha dikkatli olması için onu uyarmalıyım.Eğer bir dosya yada yazı hatta bir kağıt parçası bile görsem bakmam gereksinimi duyarım aradığım bilginin sihirli bir şekilde karşıma çıkmasını beklemiyorum ama bu böyle bir olasılığın olmadığı gerçeğini değiştirmiyor uranı aramadan önce adamın çantasındaki dosyaları karıştırmak yada önce uranı aramak arasında ikilemdeyim biraz önce düşündüğüm şey ikilemi bozuyor.
Bi şey sırf resmi diye renksiz olması zorunlu değil bununla ilgili tek bir kural bile yok ama ciddiyete saygısından dolayı her resmi evrak sadece beyaz fona yeşil yazılıyor.Yazılar tipik komplo teorileri ama neden resmi evrak niteliği taşıdığı aklımı karıştırıyor ama buna vaktim yok bir an önce onu bulmalıyım ışığı…
uranı cep telefonumdan arıyorum ikinci çalışta cevap veriyor durumu anlatıyorum severek yardım edeceğini belirterek bana buluşacağımız yerin 213.caddenin köşesindeki telani cafesi olduğunu söylüyor sabırsızlanıyorum.
%33,3-.Taksi bulmak epey zor ama buluyorum havalimanları şehirlerin her zaman dışında ve şehirler her zaman gri taksicinin adı alzey şirket numarası 3321421453,beyaz tenli oldukça sağlıklı gözüküyor hafif şişman yüzündeki yeşil gözleri yola dikkatlice bakıyor 40lı yaşlarda olmalı tek kelime etmedik ama onu hiç unutmıcam o yüzden her insanda beni hatırlatacak bişey bırakmak istiyorum.Camdan bakarken sırıtıyorum gri şehirler listem küçüldükçe renkleniyor.1 saatlik yolun ardından telefonum çalıyor arayan uran araması ilginç alzeyin saatiyle 1saat 22 dakika sonra görüşeceğiz.–benim.Biraz gecikeceğini söylüyor telefonu kapatıyorum uran özel bir insan uzun süre bi yerlerde kapalı kalması imkansız aynı zamanda sevdiği biri için bu tip birçok zorluğa göğüs gerebilecek kadar da iyi yürekli.Umudumu bazen kaybediyorum o yüzden bazı şehirlerde daha fazla duruyorum bunun
sistematik bir şablonu yok tamamen rastgele bu benim insan yanım buna tutunursam onu bulmam kolaylaşırmış gibi hissediyorum güçlü olmak için umutsuzluğumu da benimsemeliyim felaketlerden sonra dünya çok kötü bi yer oldu bunun vicdan azabını taşımak beni yorup umutsuzluğa daha da kötü insanlığa karşı git gide artan bir nefrete sürüklüyor.Tüm insanlar içten içe aynı ama nedense bulundukları ortama göre değişiyorlar da,konuşmaların %82′si yargılanma,hor görülme,aşağılanma gibi kaygılar ve böbürlenme,iyi görünme,daha iyi görünme gibi düşüncelerle baskılanmış halde oluşturuluyor.Edebiyatın güzel olması bunun gizliliğinin sadece bilinçaltı ve hayalgücüyle yani kişinin kendisiyle sağlanmış olmasından kaynaklanıyor.Normalden daha az kitap okuyorum ama ne normal bir zamandayız nede onu gördükten sonra gördüklerimin normalliği aynı kaldı.Bazı şehirler gereksiz kalabalık taksiciye para veriyorum ve geceleri pelerin giyip kahramanlık yaptığını hayal ediyorum.
Cafe dopdolu neyse ki dışarıda sigara içebileceğim güzel bir masa boş keyfim yerimde biraz söylüyorum keyfim yerinde değilken bira söyleme ihtimalim tutarlı %90.Ben boş kalabalığa bakarken ki o %33.3 bu şehirde,yarım saat geçiyor uran gelmek üzere aceleyle yaklaştığını görebiliyorum bu sırada bir bağırış duyuyorum bir kadın bağırışı o yöne baktığımda yaklaşık 120 metreden yüzüme doğrultulmuş silahı görüyorum ve bamm!.Etraf karanlık ama sesleri duyuyorum bağırış çağırış bu sırada üstümdeki ağırlık azalıyor uran üstümde ve soruyor -neler oluyor?.Her şey çok yavaş ateş eden adam 30′lu yaşlarında sarışın koyu mavi takım elbiseli silah siyah.Adamın bacaklarının olması gereken yere bakarken çok güzel iki yeşil göz görüyorum bu O!.Bu olamaz bu olmamalı neden etraf yemyeşil ve o kadar güzel bir yeşillikte değil diye düşünürken kusuyorum.Uran ikimizi de ışınlamış birini yanında götürmek çok enerji gerektirir peki neden bu ormanı seçmiş?.onu gördüm o oradaydı sadece yüzünü görebildim bu 2yıl aradan sonra muazzam bişey daha güzel olamazken yine de daha güzel,vurulmuş olma ihtimalini düşünmek istemiyorum yüzünde
acı belirtisi yok ama bulunduğu doğrultu çok yanlış olasılık %33,33.Bir kelime söyleyebilseydim ne söylerdim diye düşünürken uran uyanıyor.Pipi ışınlanmadan önce ona pipi dediğimi düşünüp gülüyorum uran buna bozuluyor -ne haltlar karşıtırdın? arabalarını gördüm gizli servis olmalılar.Düşünüyorum ama saçma geliyor bilmiyorum diyorum -bi şekilde öğrenmeliyiz tulsa ormanındayız burada dedemin evi var arabasını alıp yardımcı olabilecek bi arkadaşıma gidelim ve sakin olmayı kez beni korkutuyorsun.Söylediklerini yapıyorum sakin değilim ama aynı zamanda mutluyum onu gördüm diyorum ordaydı.6 saat sonra polislikten istifa etmiş ramon’un evindeyiz ancak eski karısının doğum tarihini söylediğimde elimden resmi alıp kim olduğumu soruyor.Televizyonu açtığı sırada cevap veren uran -…Sözü kesiliyor.-Televizyonsasın.Televizyonda kendi resmimi görüyorum dünya hükümetinin parlemento binasının havaya uçurulmasında ki şüpheliyim bu sırada aklıma çantada ki evraklar geliyor nasıl yaptığımı tam olarak biliyorum.Donuş iki insana bunun bir komplo olduğunu bunu benim yapmadığı söylüyorum uran bunu biliyor.
%33,3 şuan bu durumdan kurtulup onu tekrar bulup kaybetmeden sarılma ihtimalim değil.Geceyi ramonun evinde geçiyoriyoruz karısının adı cein,ölmüş birine doğum günü hediyesi alacak kadar çılgın ramon karısını çok sevmiş olmalı daha önce alınmış açlışmamış 2 hediye daha görüyorum.Ramonun kendine tehsis ettiği güç sadakat olmalı.
Sabah ilk iş olarak bu durumdan kurtulmak için savunma bakanlığının yolunu tutuyoruz uran orda çalışıyor 4 saat araba yolculuğu ve her kontrol noktasında ki korkudan sonra bakanlığın önüne geliyoruz uran arabayı parketmek için bakanlığın önünde yavaşlarken ani bi fren sesi duyuyorum ve uranın sesindeki paniği -dikat et.Kapıyı açıp çıkarken karşımda aynı takim elbise ve aynı silahı kullanan başka bir sarışın adam görüyorum ama onun ismini biliyorum ueyn -Bam! gözlerim kararırken yağmur yağmaya başladığını farkediyorum.Işık üstünde biraz bile düşünseniz ilginçtir kendinizi ışığın farklı bir türünden meydana gelmiş gibi düşünebilirsiniz kendiniz hakkında bile bileceğiniz şeyler şuan ışık hakkında bildiğimiz şeyler kadar.
Bembeyaz ışık gözlerimi kamaştırıyor alıştığımda yanımda uranı görüyorum uran dışında herşey bembeyaz ne oldu diyorum sesim güçsüz çıkıyor -cafede bi anda bayıldın 2gündür komadasın diyor.Kafe de mi? ama silah diyorum ya gizli servis,uran sırıtıyor rüya görmüş olmalısın diyor peki o diyorum?.Nedense çok az rahatlıyorum içimde bir şeylerde terslik var.uran ve doktor beni zorla tutmak istiyor ama hemen ben şehir yönetimi arşiv bölümüne gitmek istiyorum.uran kendisinin gideceğini söylüyor ona b harfindeki tüm kadınlardan yeşil gözlü,kumral her bir saç telinin ayrı ayrı güzelleşmek için işlev gören gökkuşaklarının uzantısı olduğu,resmi yeşilin gerçekten yeşil olmadığını gerçek yeşilin sadece onun yüzünde görebileceğini gösteren o yeşilin ışığıyla güzelliği sonsuzla katlanan yüzde bir kere tanık olduğum ve bir kere görmekle sonsuza kadar büyülendiğim uzayda çiçek açtırabilecek gülümsemeyi-tamam.Uran döndüğünde elinde 22tane dosya var beni dinlememiş olmalı hızla dosyalara
bakıyorum 12.dosyada onu görüyorum mutluluktan patlamak üzereyim adresi orda ama o silah sesini yeniden duyuyorum.Gözlerimi açtığımda yanımda yine uran var dosya elinde üzgün olduğunu söylüyor -öldüğünü bilemezdin.Ne zaman diyorum sesim çatlıyor içimde bişeyler ters gidiyor.
-2yıl.Kendimi dışarı atıyorum peşimde bir sürü insan var kalbim hızlanıyor nefesim daralıyor
hastanenin kapısının önü kalabalık bir cadde her yerde insanlar var öldüğümü görmüyorlar bile gazete bayiinin yanındaki direğe dayanıyorum ve aklım gazeteye takılıyor uran 2gün olduğunu söyledi o zaman bugün cuma olmalı ama neden 13yıl önce ki cumanın haberi orda gazeteyi elimde parça pinçik ederken farkediyorum bu haberlerin hepsi eski geri dönüp uranın boynuna sarılıyorum içimde bir terslik olduğunu biliyordum kendi içimde değilim.Ve perde kalkıyor boğazı bırakıyorum bu uran değil garip bir gücü var acaba beni gizli servis mi sorguluyor şuan doğru yerde miyim kafam patlamak üzere adam gülüyor -bravo oradan anlamanı beklemiyordum kim bu adam -geri dönmek ister misin? bu sefer sevgilin olabilirim bu sırada adamlarım da onu buraya getirir.Sinirleniyorum ama çoktan işaret parmağını başıma dayıyor ve BAM!
Işık üstünde biraz bile düşünseniz ilginçtir hem parçacıklı hemde dalgalı yapıda bu bana insan türünü anımsatıyor.Gözlerimin kamaşması geçtiğinde kafede uranla oturduğumu farkediyorum biram hala soğuk urana gizli servis ve silah diyorum başıma güneş geçmiş olabileceğini söyleyip sırıtıyor.Onu gördüğüm yere bakıyorum bir sürü insan var ama o orada değil.

Konu: Ne fark eder ki? | 1 Comment »

Vecd

Yazar:

on Ağu 11, 2014 @ 10:03

Gözyaşları bütün günahları temizleyebilecek kadar kutsaldı.  Var olmuş, olmakta olan ve olacak olan bütün kelimeler, güzelliğinin yanında soluyordu. Daha fazla kavrayabilmek isterdik onun güzelliğini.  En uzun saniyeleriydi hayatımızın öpmeye yeltendiğimiz andan,  dudaklarına temas ettiğimiz ana kadar olanlar.  Şeytandan daha büyük bir şirk koşma sebebiydi güzelliği.

Saçları, her telinin ayrı bir bilinci varmış gibi hareket ediyor, uyum sağlıyordu.  Gözleri o kadar güzeldi ki; Kıbrıs’a “barış” götürenleri bile unutuyordunuz.  Ve dünyadaki kötülüğü ve tamahkârlığı göremiyordunuz. Biten üçüncü şarap şişesinin hüznü ve huzuru vardı teninde. Bırakın tanışmayı, aynı topraklarda aynı dili konuşuyor olmak dahi mucizeydi.  Onu sevmek koşullarla uzlaşmamak demekti. Bırakın dokunmayı, baktığı yer dahi cehennemde yanmazdı.

Eğer varlar ise; Allah’ın rahmeti, Freyja’nın bereketi, Odin’in bilgeliği, Justicia ya da Tyr’in adaletiydi.  O, gözle değil kalple görülürdü şüphesiz çünkü Mevlana gerçek aşk için böyle buyurmuştu.  Baal ve Hüda arştaki koltuğu ona bırakmıştı. O konuşunca bülbüller susardı. Pervaneler mumu onla aldatırdı.

Cennetteki ilk dileğimiz değil bizzihati cennet-i ala olabilecek kadar güzeldi. Kelebek olsanız bir gününüzü onla geçirmek isterdiniz.  Polenle çoğalırcasına güzeldi.  Başrol değil, kâinat tiyatrosunun yazılma sebebiydi. Bütün karakterler, tipler, dekorlar onun için yazılmış, çizilmiş, yapılmış ve oynanmıştı. Ona bakarken, göz kapaklarınız gözlerinizi nemlendirmeyi unutarak açılıp kapanma refleksini yerine getirmeyebilirdi.

Korkumuz herkes gibi onun da bir gün yitip gitmesiydi. Şüphesiz gidecekti. Lakin izzetinefsi bir kenara bırakıp “kal” dememize değecekti.

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Gün Doğumu

Yazar:

on Ağu 7, 2014 @ 2:53

   Hayallerimizi terk etmekten öteye gidemezken, birazdan saçı gibi yavaş yavaş ağıracaktı gün.  Sokak aralarında rüzgar, mutlu bir çocuk gibi koşuşturuyordu. Kuru yapraklar asfalta sürtünürken, şüphesiz güzel bir senfoniye eşlik ediyordular.  Günler hiçbir şey getirmiyordu.  Hayalleri en fazla tetikleyen “gün doğumu” bile bencillik ve yalandı. Çünkü güneş asla doğmuyordu. Biz onun etrafında dönüyorduk.

Ne kadar özel olabilirdik ki? Ruhumuz bedene sığmıştı işte? Beden de tabuta sığacaktı, tabut da toprağa… Lakin o, adını aldığı çiçekten bile kat kat güzeldi. Ama güzellik aşığın gözündeydi.  Belki de o güzelliğe, o gözler yakışmıyordu. Mümkünatı var mıydı?  Tomris ve Milena bile kıskanabilirdi o güzelliği.  Olabildiğince yağmur yemişlerdi lakin adam, kadının o gece döktüğü gözyaşlarında boğuldu. Şüphesiz o gözyaşları sırasında ölmüş olmalıydı ki sonrasında cennetteydi, onu öpüyordu.

Anne karnında ilk kalp atışında hissetmişti onu adam.  Ve şimdi karşısında, ait olmadığı bir evin, ait olmadığı bir köşesinde dudaklarında hissediyordu.  Acaba kadın, adamın geriye kalan yaşamını değersiz kılacak kadar güzel bir tebessüm ettiğini biliyor muydu?

Tekrar gün ağırdı, en kötü gün doğumuydu bu (*). Adam hayallerini terk etmek zorunda kaldı.  Ait olmadığı evin, ait olmadığı başka bir köşesinde, ait olmak istediği kişiye “ beraber uyuyalım ” bile diyemeyerek uykuya daldı.

(*) Gün doğmaz, dünya döner.

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Netleştikçe Bulanıklaşan, Yeşerdikçe Solan

Yazar:

on Ağu 7, 2014 @ 0:26

httpfineartamerica.comfeaturedwind-woman-1-zhen-fen.html

My O My by The Baptist Generals on Grooveshark

Gülümseyen yüzünde havaya karıştıkça yer yüzünü ısıtırdı her nefesi,

Sevişmeden soğumazdı masumane sıcak teni,

Sahi en son hangi kuru çiçek yaşartmıştı anlamlı gözleri?

Güzel bir şarap sarıp kuşatmıştı titreyen narin bedeni?

Zaman silip değiştirdiğinde çevrendeki tüm güzellikleri,

Bir şeyler koyuyordu önüne hayat. Hep hazırda bekletirdi.

Bayat ve vasat, heybesinde ne varsa önüne sererdi.

Hiç birini ellemedi. Hiç birini istemedi.

Yıllar önce kaybolmuştu aidiyet hisleri.

Savurup tekrar ardına geçti bütün perdelerin.

Kadın üstünden geçen bir rüzgardı, ferah ve serin.

Hayatın heybesine nazikçe yerleştirdi, kendinden emin güçlü ellerin.

Bu her zaman olurdu evet, yanılmadın, doğruydu bildiğin.

 

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Varölüş Döngüsü

Yazar:

on Ağu 6, 2014 @ 0:35

httpi.kinja-img.comgawker-mediaimageuploads--hqR_12Rh--c_fit,fl_progressive,q_80,w_636184l7mdyidibejpg.jpg

Burial On The Presidio Banks by This Will Destroy You on Grooveshark

İçinde büyüyen karanlık bu kez öylesine büyüktü ki, çoğu zaman zevk aldığı o  yoğun sisten bu kez kendisi dahi korktu.

Yalnız kalmak istedi, çünkü ona yaklaşan her şeyin eriyip yok olabileceğini biliyordu.

Sabırlıydı, iyileşmeyi arzular gibi oldu,  ama istemeyi bile beceremedi.

Bir tütün sardı ve karanlık bir boşluk aradı gözleri,

İçindeki karanlığı akıtacağı bir yarık, bir çukur, zift gibi bir gölge,

Duman, gördüğü karanlık, kulağındaki tını, soluduğu hava, hiçbiri onu boğan sıkıntının kaynağı veya tedavisi değildi, olamıyordu.

Bulamıyordu.

Sonlandıramıyordu.

Karanlık ve aydınlık, madde ile mana arasında gidip gelen bir ruhtu,

Yükselip dolan ruhu beklenmedik bir şekilde büyüdü ve yırtıldı.

İçinden koca bir evren genişleyerek açıldı, zerreleri dört bir yana saçıldı.

Artık yalnız kalamıyordu. Her yerdeydi.

Hakim olmak için yok olmak, yeniden doğmak için hakim olmak zorundaydı.

Asla durdurulamayacak bir girdabın içinde kısılıp kaldığını bilerek gülümsedi.

Sonuçsuzluğun hükmüne kanaat getiren gönlü ferahladı.

Sonsuzluk.

Tasmalamaya çalıştığı yazgıya karşı gücü hep yetersiz kalacaktı.

Yaşam olduğu sürece oyun devam etmeliydi ama!

Dağılan zerreler bir araya toplandı, evren kendi içine kapanıp tekrar ona dönüştü.

Bilinçle yeniden var oldu.

Gözler üzerine çevrildi.

Yalnız kalmak istedi, çünkü ona yaklaşan her şeyin eriyip yok olabileceğini biliyordu.

Konu: Ne fark eder ki? | 2 Comments »

Perde Altı

Yazar:

on Tem 21, 2014 @ 22:19

     Aşık olunca bile, kendimiz için seviyorduk sadece. Bazen başkalarının* yokluğu, sizin varlığınızı yenerdi. Çocukluğunuzda bile öyle olmuştu belki.  Hep gölgede kaldınız. Hatırladığınız tek şey halı desenleri ve parkeler. Tüm gençlik hayalleri gibi sönüyordu hayat yine.  Tanrı insanlığı o kadar aptal buluyordu ki, kendi muhatap olmak yerine peygamber yollamıştı. Kalkıp masadan giderken birileri “Kal!” desin ya da en azından “Biraz geç git.” Desin diye arzu ettiniz. Ama yanınızda birileri oturuyor diye o masada yalnız olmadığınızı düşünmeniz bile hata idi.

Gidişinizi yine kimse fark etmedi. Tıpkı dünyadan silineceğiniz zaman gibi. Hep dünyanın sonunu görecekmişiz gibi kibirlendik.  Lakin hayaller sadece hayal. Humpty Dumbty ‘yi kralın adamları bulamıyor, Bambi de ölüyor.  Arı Maya da çekimler bitince kamera arkasında uyuşturucu kullanıyor.  Yaşam, kimseye adil davranmıyor ve bu sebepten çok adil. Bütün fondöteni dünyaya serpelim, belki daha güzel bir yer olur.  Çiçeklere parfüm sıkın. Yapraklara bordür atın.

Sade olan asla yetmesin. Siz kendinize de yetmeyin! Aptallığınız asla size yetmesin! Photoshop’la düzeltilemeyecek kadar aptal olun.

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Artakalan

Yazar:

on Tem 21, 2014 @ 13:35

Gecenin doruğunda
Sabahın efkarında
Ya da Gülhane Parkı’nda
Çiçeklerin açtığı mevsimde
Ya da solduğu mevsimde
Papatyalar ayaklarına secde ederken
Ben çirkin betimlemelerimde seni ararken
Yarınlarım safi “sen” olmuşken
Ve sen hala beyaz atlı prensini ararken
Geceler hayallerimdeki nurunla aydınlanırken
Suretlerin hepsi “sen”leşirken
Aşıklar ölürken
Aşık olacaklar yeni yeni doğarken
Sen bendeki köşküne elindeki şamdanın ışığı ile yürürken
Olasılıklar göz ardı edilirken
Benliğin benliğime her gün daha fazla karışırken
Kaderlerimiz kesişirken
Birleşmesi dileğiyle
Vecd ile sevilirken
Bir sahil ilçesinde İstanbul aydınlanmaya yüz tutarken
Gecenin en karanlık saatlerinde
Tanrı suça uygun cezayı kestiremezken
Ve dudakların bu kadar güzelken
Nesne sen iken ve özne ben olamazken
Sana “Aşığım işte!” diyemezken
Lügatta başka tarifi yokken
Ve bu sebepten ben çaresiz kalmışken
Ne denilebilir ki?

Konu: Ne fark eder ki? | No Comments »

Next Entries »
Mevcut Yazıların Sahibinden İzin Alınmadan Kopyalanması ve Kullanılması
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası Gereğince Göre Suçtur.

Tüm Yasalar ve Kurallardan Öte,
Site Üyelerine Ait Yazılı ve Yazısız Her Türlü Eserin Telif Hakkı Vicdanınızın Derinliklerinde Saklıdır ve Kopyalanamaz.

Doğum
08.Kasım.2005
Ölüm
31.Mayıs.2008
Reenkarnasyon
11.Temmuz.2011
Vahdet-i Vücûd
08.Kasım.2011