Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Efendi Braham surların daha fazla dayanamayacağının farkındaydı.  Tüm bu topraklara hâkimiyeti, günün ilk ışıkları ile son bulacaktı… Onca insanın öfkeli bir şekilde acı içinde kıvranışlarından soyutlamıştı Braham kendini. O kanlı savaşın ortasında bir kuleden sancağının düşüşünü değil de sanki; Bir yaz akşamı güneşin son ışıklarının vurduğu uçsuz bucaksız bir sahili izliyordu…

Kaybetmek bir insan için çok kolaydır, üstadım. Peki ya yenilgiyi kabul etmek? Hele ki onca başarı ve zaferden sonra? Gök gibi gürlemek,  onca kavime… Uçsuz bucaksız topraklara hâkim olmak… Hükmetmek bazen ovalara, bazen derelere, gün batımından şafağa kadar bir geceye… Bazen hükmetmek beyinlere, bedenlere… En kötüsü ise ruhlara… Gözün görmediği topraklara,  gönlünün bile göremediği uzaklıklara hükmettikten sonra,  bu dünya ile ruhun arasında duran, şu küçük bedenine yetmesi sadece iki metre kare toprağın… İşte o zor be üstadım…

Braham ulu bir efendi idi… Hükmetmedik hayat bırakmadı gerisinde. Ne sevgiye inanmıştı, zat-ı muhterem ne de ölüme… Zaten insanın en zayıf noktası da budur ya. Ölüm gelene kadar anlayamaz onu.  İnkâr etmez ölümü ama kabul de edemez. Şimdi karşısındaydı ölüm, Braham Efendi’nin.  Kral dâhi olsa şu vardı aklında; Hayatı sanki bir dükkânda idi ve herkes denemiş de sanki bir tek ona olmuş gibiydi… Ancak yine de, denenmişti… Yaptıkları veya yapamadıkları…  Hayatı özgün değildi… Yaptıkları onun seçimi değil aksine, taleplerin doğrultusunda oluşan hatalar ya da doğrulardı. Peki sorarım sana üstadım ; “ Hayat, taleplerin mi yoksa onu yaşayanın mı meselesidir?”
Peki ya sevgi? O kadar tatlı ve pürüzsüz bir şeye nasıl inanılmaz? Basit be üstadım… Aşk, sevgi ya da nicesi, sadece zayıflıktır.  Bir insanı hayatına alıp onu sevmek ve sonra daha da çok sevmek… Bu çok zor iş be üstadım. Birinin sorumluluğuna girmek,  herkesin haddine değil. Ha şimdi durup sana aşkı yahut sevgiyi tarif etmeyeceğim. Çünkü bilirim;  aşkı, ne kalem yazar ne kâğıt taşır.  Ama bil; aşk zayıflıktır… Korunacak ikinci bir candır, canında taşınan…

Braham yüksüzdü.  Ne sevmişti ne de sevilmişti.  Binlerce fersah gitmişti. Bir baktığına bir kez daha dönüp bakmadı asla. Bazı şeyler dile kolaydır amma ve lâkin yaşaması?  Elbet yiğit adamdır, Efendi Braham. Ama o da hükmetmiştir. Hükmedilenler ve hükmedenler anlamaz aşktan. Aşk da hayat gibidir. Bir kayanın içinden filizlenen bitki gibi tatlı ve güzel lâkin bir o kadar inatçı ve özgürlüğüne düşkün değilsen üstadım, aşk nedir, yaşamak nedir bilemezsin.

Braham bulunduğu odanın kapısının açılması ile gerçekliğe döndü.  Hayatı aslında sembolik idi. Sadece son düşünceleri ona ait idi. Ölüm girmiş idi kapıdan. Tamamı ile dibe vurmuşluktu bu.  Artık ne yapsa yeriydi. İşte sanırım üstadım; özgürlük böyle bir şey.
Ancak; dibe vurunca,  hem sizi hayallerinize uçuran kanatlar hem de sizi çok fazla gerçekliğe bağlayan prangalar kırılınca özgür kalırız.
Anlamadığı dilde konuşan askerin kılıcı havaya kalkınca,  bir nefes alımı uzaklıktaki kılıç kurtarıcı mı yoksa ceza mı anlaşılamıyordu. Kaybedilmiş bir savaştır hayat belki de…
Herkesin öldüğü ama hiç kimsenin gönüllü olmadığı.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)