Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Nüfus suretlerimizdeki numaraların, aslında tıpkı II. Dünya Savaşı’nda herhangi bir toplama kampında, herhangi bir adamın kolundaki mahkum numarasından farksız olduğunu idrak etmemiz yıllarımızı almıştı. Olmayan yarınlara bel bağlamıştık oysaki…  Dünya artık koca bir toplama kampıydı ve biz, oranın hem bekçisi hem tutsağı idik.

Celladımıza vurulmuştuk. Umut edebildiğimiz tek şey, “bir gün umut edebileceğimiz” fikriydi.  Yarın ne hayal edeceğimize, bugün reklam şirketleri karar veriyordu. Kast Sistemi’nde harcanan bir köle idik, kurda aşık olmuş bir koyun misali. Sabahın karanlığında, sokağı aydınlatan tek şey yerde duran karlar iken ve karanlıkta ağzımızdan çıkan buharı bile görmez iken bata çıka yürüdük, “Arbeit macht frei” dercesine. Kömür madeninde metan gazını tespit etmek için kullanılan güvercindik işte!

Çiçekleri kokusundan ayırt edemez olduk. Toprak türlerini asfalta yapılmış beton binalarda öğrendik.  Darağacımızı kendimiz çiviliyoruz.  Okyanus kavramını bilip onu görmeden ölüyoruz.

Baltayı bileyip celladımıza takdim ediyoruz. Peşinde sürükleneceğimiz atları yemliyoruz. Tecavüzcümüzün zevkine göre giyiniyoruz.  Nefsimize hakim olamazken başkasına namus bekçiliği yapıyoruz.

Yaşam tıpkı bir yansı yahut tepke gibi… Aynı etkiye, yıllar sonra bile aynı tepkiyi veriyoruz. Aynı şeyleri yapıp,  farklı sonuçlar bekliyoruz.  Galat-ı meşhurları, “galat-ı meşru”laştırıyoruz . Ve böylece her yeni doğan nesilde aynı hatayı yapmaktan çekinmiyoruz.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)