Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

424px-Guerin_Pierre_Narcisse_-_Morpheus_and_Iris_1811

Sıradan günleri severdi, çünkü sıradan günler olağan dışı şeylerin gerçekleşmesi için elverişliydi. Odasında, genellikle onu keyiflendiren her şeyde olduğu gibi, bitmek üzere olan ve soğumuş çayını, bitirmemek üzere, yudum yudum, tütünün yanında yarenlik etsin diye dudaklarının arasından ufak bir hüpürtüyle kaydırıveriyordu. Evet, o da bir zamanlar, bir yerlerde, belki de sahip olduğu o tanrısal özellikleri bir şekilde kaybetmiş olduğunun hayalini kurarak yaşayan ve olağan üstü şeylerin bir gün hayatına girip,  hayatını tümüyle değiştireceğine inanan sıradan biriydi. Bedeni meşgulken, beynini, beyni tükenmişken tekrar bedenini çalıştırıp, olağan dışılıklara fırsat yaratmak için hayatını tüketen bir döngü kurgulamıştı, kısacası hayatını tüketiş şekli tam olarak buydu. Bedeni doyunca beyni acıkan, beyni doyunca bedeni acıkan bir canavardı. “Evet, bu gün de o sıradan günlerden biri sanırım.” diyerek kabul ettirdi kendine, olağan dışı bir gün olabilme ihtimalini biraz daha arttırabileceğini düşünerek. Umulmayanın başa geldiğine, ya da umulanın giderek erişilmez bir hal aldığına inandığı o teoriyi fazlaca benimsediğini biliyordu. Ama kumar gibiydi bu his onun için, oynamaktan kendini alamıyordu ve bir gün kaybettiğinden fazlasını kazanacağına inanmıştı. Gözleri bir ekranda,  bir masasındaki kitapta, kulakları çalan müzikte, burnu odaya yayılan dumanda, elleri soğumuş bardakta, ayakları pencereden gelen soğukta, her bir duyusu bir şeye teslim olmuş, her birini olabildiğine atıl bırakmamaya çabalayarak bir şeyler elde etmeye çalışıyordu. Sakindi, beklentiler hayal ettiklerine erişmeye çalışan madenciler gibi, acı verici şekilde çalışıyorlardı içinde. Hem o madencileri içindeki bir grizu patlamasıyla göçük altında bırakıp katletmek istiyor, hem de onların artık çalışmayı bırakıp grev yapmalarından korkuyordu. Acının, kadının, bilginin, yemeğin, suyun ve beklentilerin esiri olmuştu. Madenciler içerde çalışırken, o da dışarıda çalışıyordu. Sürekli kazıyor, sürekli kurcalıyor, cevhere ulaşmaya çabalıyordu. Ama bulduğu her cevher başka bir cevhere damar veriyor, bunu gördükçe izleri takip edip diğerine ulaşmak için kendini parçalıyor ve durduramıyordu. Bu iş çığırından çıkan bir hal almıştı. Perdeleri hafif aralanmış penceresinden gündüz vakti dışarıda aniden anlamsızca patlayan şimşeği gördüğünde, “Evet sanırım bugün o sıradan sakin günlerden biri değil.”, “Ya da çıldırıyor muyum?” diye kendine sordu ve “Farketmek zor oldu. Sonunda bir ilerleme!” diyerek çılgınca sevindi. Kulaklarını sağır edercesine çınlayan, ıslık sesine benzer bir ses duydu, sonra artarak yaklaşan bir fırtınanın sesini, “Nihayet! Thor’un çekici indi yeryüzüne!” idi son sözleri. Her yer karardı. Uyandı, nasıl da sevinmişti, kendini meditasyon yaparken buldu, bozuntuya vermedi. Morpheus’un bu rüyayı ona dikkate alması için tekrar tekrar gönderdiğini biliyordu. Ama artık bu durum rahatsızlık verici olmaya başlamıştı! Diyar değiştirmek üzere yattığı meditasyonunu amacından saptırdığı, daha doğrusu buna engel olacak kudrete sahip olmadığı için büyük bir suçluluk hissetti ve bunu yaptığı için Morpheus’a karşı engel tanımaz bir nefret hissetmiyor değildi. Sadece kendine yaptıklarından suçluluk duyardı, arta kalanlar teferruattı ve önemsizdi. Araştırmasına dünya olanaklarıyla devam etmek zorundaydı. Kalktı, bilgisayarını açtı, kütüphanesine döndü ve hiç bir şey olmamış gibi uzun süredir üstünde çalıştığı tanrıları öldürme yöntemleri’ni araştırmaya kaldığı yerden devam etti.

 

* Parça: Bokator – Jesus Syndrome (Original Mix)
avatar

Blacklight

Yaşam : Nefes, Sıhhat, Kaos, Doğa, Ekoloji, Permakültür, Örüntü, Strateji, Felsefe, Karanlık, Kurgu, Sanat, Yönetim, Bilim, Teknoloji, Gelişim, Algı, Empati, Değişim, Beklenti, Zafer ve Yenilgi.

Tüm Yazıları >>>
avatar

Latest posts by Blacklight (see all)