Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Sıradanlıktaki sınıfta camdan giren gün ışıkları uçuşan toz zerreciklerini belirgin kılıyordu. Gözlerinin feri olmadan hayale dalmış öğrenciler rahatsız etmişti ki hocayı, dayanamadı gözlüğünü çıkartıp örnekleri yalnız başına incelemeyi bıraktı. Onunla ilgilensinler diye basit bir soru sordu;
– “Neye inanıyorsunuz? “ dedi…

Sınıftaki basit kimseler dini görüşlerini sıraladı. Küçük kargaşa bir zaman sonra sona erdi. Hoca konuşmaya dahil olmayanları işaret ederek;
– “Siz? Peki ya siz, ateist misiniz?” dedi…

Bazıları evet dercesine başını salladı, Carlo sessizce önündeki notlara bakıyordu. Bu hocanın ilgisini çekti ve ;
– “Carlo, peki ya sen ateist misin?”

Carlo;
– “Ben de bir şeylere inanıyorum bu da beni inançlı biri yapar. “dedi durgun ve alçak ses tonu ile.

Hoca kalkıp tatlı bir tebessüm ile ;
– “Nedir onlar? Sorabilir miyiz? Dedi

Carlo;
– “Dinleyecek iseniz açıklayayım” dedi yine durgun ses tonu ile.

Hoca;
– “Tabi ki buyurun “ dedi ve el işareti ile konuşmayı Carlo’ya bıraktı.

Carlo doğruldu ve konuşmaya başladı;
– “İki artı ikinin dört edebildiğine inanıyorum, aslında bu kadar basit bir şeye inanıyorum, burada hiçbir zaman dil bilgisi ile konuşulmayacak bir dilin, dil bilgisini öğrendiğimize inanıyorum. Ben, burada iletişimin en önemli noktası olan konuşma sanatının derslerini alırken bu dilin, savaş mühimmatı anlaşmalarında ya da antlaşmalarında kullanılacağına inanıyorum. Çünkü ben, babalarımızın orgazmı doruklarda yaşamak için bir saniye erken çekilememesinin bencilliği sebebiyle fırlatıldığımıza ve ortalama altmış yıllık bir ömür ile bu güzelim dünyayı mahvetmeye geldiğimize inanıyorum. Ben yine, Özdemir Asaf’ın, “Bir günde değil bir anda öleceksin, ölüm bir günü dolduracak kadar büyük değildir.” mottasına değil aslında her an, yavaş yavaş değersiz benliklerimize elveda dediğimize inanıyorum. Ben, yedi milyarlık nüfusumuz ile bu dünyanın en iğrenç haşereleri olduğumuza inanıyorum. Ben, hepimizin elleri arkadan siyah elektrik bandı ile bağlı gırtlakları kesik ve tecavüzden sonra böbrekleri çalınmış, rimeli kan rengi rujuna bulaşmış bir şekilde çöp konteynırında biten bir son hak ettiğimize inanıyorum. İkinci Dünya Savaşı’nda 1,154 trilyon ABD doları harcanmışken ben açıkça bir edepsizlik yapıp “Bir Tanrı’ya inanıyorum.” Diyemiyorum. Emperyalizme karşı savaştığını iddia eden kırmızı flamalı Çin’in 2009 yılı mühimmat harcaması 114,800,000,000 Amerikan doları iken ben, Allah da beni kahretsin ki komünizme yahut anti-kapitalizme de inanmıyorum.  Ve ben insanlar altmış yıllık değersiz hayatlarında bir sikime yaramadan, ölecekleri ve ölüyor oluşları aşikâr iken sevdiklerini yarın yokmuş gibi sevmemesini anlamıyorum. Ben yüzümde sanki onlara gömülecekmişim gibi oluşacak kırışıklıklara inanıyorum.”

Sınıf gerilmişti kalp atışları bedenleri titretiyordu. Carlo’nun durgun sesinden artık eser yoktu. Cümleleri yüksek ve kesin bir sesle söylüyordu. Ve yüzü acıdan kaskatı kesilmişti, devam etti;

-“Ben, sadece gidince yahut ölünce değerimin anlaşılacağı bir arkadaş yahut bir sevgili istemiyorum. Ben, lanet olsun ulan işte hepimizin kasık biti olduğu bu iğrenç yerde umutlarımızın da hayallerimizin de palavra olduğuna inanıyorum.  Ben, bana bile inanmazken başka bir şeylere inanıyorum çünkü kendimden daha güçlü bir şeyin kanatları altında hissetmenin egomu tatmin ettiğine ve kendimi değerli hissetmeme yardımcı olduğuna inanıyorum. Ben aslında ne Bizim Tanrı’yı ne de onun bizi hak ettiğine inanıyorum. İlk Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’nden 22,477,500 askerin İttifak Devletleri’nden ise 16,403,000 askerin telef edilişi gibi hepimizin telef edildiğine inanıyorum. Ve bunu sadece takım elbiseli, purolu bankerlerin değil, sevgilimizin, ailemizin ve hatta kendimizin izni ile yapıldığına inanıyorum. Ben üzerimdeki kot pantolonu taşlayan işçiyi ölüme gönderdiğim gibi kendimi de helak edeceğime inanıyorum.  Ben yaşamın kutsallığına inanmıyorum ve yaşamı Tanrı’nın kutsal kıldığını düşünenlere Haçlı Seferleri’ni ve Kudüs’ün geçmişini telmih etmek istiyorum.  Ben en masum halimde oynadığım oyuncağımı yapan on iki yaşındaki Çin yahut Vietnamlı çocuğa  “Benim mutluluğum için ölmelisin!” diyebilecek kudrette olmam gerektiğine inanıyorum. Aksi takdirde “ Alsace-Lorraine’i de bu dünyanın izzetinefsini de cennetin nimetlerini de sikeyim “ diyemeyeceğime inanıyorum. “

Carlo terlemiş anlını eli ile kuruladı, hareketleri çok gergindi.  Herkesin değil belki ama hocasının yüzünden şaşkınlığı anlaşılıyordu.  İzin isteyip dışarı çıktı kapıyı usulca kapadı. Sınıftan kimse onu takip etmedi… Tozlar uçuşmaya devam etti…

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)