Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Kovulmuş olmanın hüznü ve rahatlığı vardı, takım elbiseli, sinekkaydı traşlı, beyaz tenli adamda.  Kahverengi, düz ve uzun saçlı iş arkadaşı mavi gözlerini ona dikmiş bakışları ile ona “ Seni bir daha görmek istiyorum görüş benimle, yârim ve yarım ol!” dercesine yalvarıyordu.

Adam, gerçeklerin değersiz olduğunu anlatıyordu. Sonuç olarak kişilikleri bile para etmeyen insanların oluşturduğu “hümanist” dünyada, insanların gerçeklikleri ne kadar değerli olabilirdi ki?
Kadın dayanamadı ve ;
– “Son böyle olmamalı… Beni sevmeli ve mezarıma çiçekler bırakırken ağlamalısın.” dedi.

Adam güldü ve konuştu;
– “ Seni seviyorum mu demeliyim? Diyemem.  Çünkü senden öncekilere de dedim. Giden gitti. Ölen, öldü. Sevmek bir şeyleri değiştirmiyor.  Her mastar eki alan kelime dünyayı değiştiremez. Biz, aşkını ve hayallerini serbest piyasanın yapımcılarına satmış bir nesiliz. Benim sevgi ve aşk anlayışım aslında; bir yapımcının masasının başında, diş arasını kürdanla karıştırırken bir yazıyı okuyup zihninden kalın ve balgamlı sesi ile “ Oo, tutar bu, parayı kırarız.” dediği romanlardan ibaret. Seni sevemem. Aslında ben herhangi bir şeyi, küçükken sev diye diretmeselerdi, sevemezdim de. Ben serbest piyasanın altın çocuğuyum. En büyük hayal tüccarıyım. Ben reklamcıyım. Benim için her şey sadece tüketimin bir koludur. Zamanla seni de tüketip gideceğim. İnsan lanet bir parazittir. Bazen bedenden çıkması bir seks zamanı kadar sürse de, zihinden çıkması yıllar alabilir.

Kadın dolu gözlerle;
– “ Farklı olma çabandır bunları sana söyleten. Sen sistemin aynılaştırdıklarından olmak istemediğin için kırıyorsun beni” diye haykırdı.

Adam puslu gözlerle tebessüm etti ve cevap verdi;
– “ Biz, “Sistem bizi aynılaştırıyor.” diyerek suçu yine başka bir şeye yükleyerek egosunu parlatanlardanız işte, bak! Tıpkı gecikince olduğu gibi. Suçlu, otobüsün trafiğe yakalanmasını sağlayan Tanrı mı, yoksa her gün gelip-gittiğin yolda trafik saatlerini hesaba katamayan sen mi?

Kadın sinirlendi lakin güzel ince dudaklarından çıkan sözcükler hala ağlamaklı idi;
– “ Filmlerde böyle değil ama trafik de yok, Tanrı’nın bir önemi de.” dedi ve elini yumruk yaparak ağzını kapattı. Gözleri yaşarmakta idi.

Adam umursamadı. Devam etti;
–   “ Fight Club tüketim toplumunu eleştiriyordu ve hayranları onun sabunlarını aldı.  Yazarı, her gün sosyal medyada bir ürününün sunumunu yapıyor.  Aşka gelince…” dedi derin bir nefes aldı ve sustu.

Kadın sordu;
– “ Aşka gelince?”

Adam, kadının yüzüne baktı ve devam etti;
– “ Cadde üzerine atılmış, ahşap ve demirden üretilme masada oturup görüş açımızda sadece araç ve korna sesleri varken, yanımızdan geçen insanların hayatlarından bir ya da iki kelimesini yakalayabilirken, bunca gürültüde sana nasıl “ Gel başını omzuma koy ve ben kahvemi içmeyeyim çünkü kolumu hareket ettirirsem omzuma konmuş bir serçe misali kaçabilirsin.” diyebilirim? “ dedi…

Kadın artık kasmaktan vazgeçti vücudunu ve doğumdan sonra ilk kez kendi kendine nefes alan bebek gibi ağlıyordu.

Adam masadaki peçetelikten bir peçete çıkartıp kadına uzattı.  Ve devam etti;
– “Ağlamaların nafile çünkü bizler Aya Sofya’nın beş yılda tamamlanması ile gurur duyan ve o yapıyı taparcasına seven ve yapımında ölen binlerce kişiyi umursamadan onları zorla çalıştırılan efendilerinden, “Büyük adammış vesselam!” diye bahseden yüzsüzleriz.  Çünkü bizim güzellik anlayışımız hep bir şeylerin ölümüne yol açtı. Hatta bazı durumlarda kendimizin ölümüne. “

Trafik sesleri konuşmayı devam edilmez kıldı. Adam adisyonun üzerine biraz para bıraktı. Kadın ise aşkını…

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)