Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Gün ışığının doldurduğu odada, iki sevgili yeni yeni uyanmaya başlamıştı.  Yarı uykuda-yarı uyanık vaziyetteki Dario, yanındaki Serna’nın rüya olduğunu düşünüyordu. Çünkü bu güzellik bizim dünyamıza sığamazdı.   Serna, ona doğru hamle yaptı, sevgilisinin burnuna bir buse kondurdu. Yanağını ısırdı ve kısa keçi sakalını okşadı. Elini usulca Dario’nun kalbinin üstüne koydu.

İki kişinin aşkı en güçlü şemsiyedir onlar için. Düşen bombalardan bile muhafaza eder onları. Aşıklar yağmurda ıslanmaz. Onların arasına giren mesafe, uzunluk birimleri ile ölçülebilir olandı sadece.  Böylesine bir aşk bedenlere ve ruhlara nasıl sığıyordu ki? Mutluluğun lügattaki anlamı idiler. Yarın yokmuş gibi seviyorlardı birbirlerini.  Yelkovanın, akrebi kaç kere geçtiğinin ne önemi vardı ki? Onlar aşıktı. Günlerin adları neden vardı ki? Onlar için her şey aşktı.

Birbirlerinden kopmamak için evde çalışıyorlardı. Dario çevirmen ve Serna tasarımcı idi. Sadece bilgisayarlarından çalışırlardı. Aynı anda kahve içer, aynı anda mola verirlerdi. Onlar evrenin uyumunun yapı taşları ve aynı zamanda evrenin kendisi idiler.
Her molada Dario, çevirdiği şiirleri okurdu ve bugünkü bir rubai idi ;

“Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.”  (*)

Serna ise,  tasarladığı sitelerin renklerini, fotoğraf ve resimlerini Dario’ya sormadan koymazdı. O pek romantik davranmazdı ama bakışları her şeyin habercisi idi.  Dario iyiden iyiye, Serna olmasa güllerin açmayacağına inanıyordu. Ve her gece Dario yemeği yapardı, Serna dizi izlerken tepsisini dizlerine koyar Serna’nın yemek yemesini izlerdi.

Bulaşıkları elde yıkardı Dario. Makineyi pek çalıştırmazdı. Serna son sigarasını ve kahvesini Dario bulaşıkları yıkarken, onun yanında içerdi. Ve Dario hep o anlarda Serna’sına hep aynı şiiri okurdu;

“Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için…
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde olduğu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize,
O zehri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme” (**)

Her gece ayrı bir masalla uyuturdu Sernası’nı. Masalda aynı iki kişinin tanışması vardı hep. O kişiler Serna ve Dario idi. Ve Dario her gece Serna’dan özür dilerdi.  Onu bir gün içerisinde en fazla bu kadar sevebildiği için.

Öylesine aşıktılar ki ve öylesine seviyorlardı ki birbirlerini; eğer bu bir edebi yazı olsa idi yazar burada çok uzun süre kalır kalemine ve kağıdına bakıp bütün benzetmeleri düşünür ve en son benzetme bulamadığı için, “çok uzun süre düşünüp benzetme bulamadım” der idi.  Seviyorlardı birbirlerini lakin  “radyolar suskun, gazeteler suskun” idi… Yazmadı onları hiçbiri…

(*) Rubailer / Gıyaseddin Eb’ul Feth Ömer İbni İbrahim’el Hayyam
(**) ”Etme “ şiiri / Mevlana Muhammed Celâleddin-î Belhî Rumî

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)