Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

   Bir kez daha çöplerle örtülü şose yollarda gölgeleri uzarken, farklı ışıklarda beklemek, farklı hatıralar yaşamak, farklı su birikintilerine basmak için ayrıldılar. Sevilenler hep gitmek zorunda mı kalırdı? Peki ya sevenler? Onlar gidenlere katılacak cesareti gösteremediklerinden mi gitmezler?  Yoksa alışkanlıklarını, sevdiklerini iddia ettikleri kişilerden daha mı çok severler? Yoksa arda kalanlara “ O gitti, biliyor musun?” diye mızmızlanmak için mi kalırlar?

Farklı sesler yüzünden uyuyamayıp, tekrar uykuları gelsin diye birbirlerini düşüneceklerdi lakin birbirilerinin aklına, birbirileri düşünce daha da kaçacaktı uykuları.  Daha da özleyip daha da yalnız kalacaklardı.

Doğum sonrası, turuncu renkli “Tıbbî Atık” aracı ile de çıkabilirlerdi oysaki hastaneden. Tanrı, kâinatı mutlu olalım diye yarattı lakin insanlar her devirde yeni bir bürokrasi koydular. Öylesine seviyorlardı ki birbirlerini aslında, lisan mütehassisleri sadece onların sevmesini betimlesin diye yeni fiil bulmak zorunda kalabilirlerdi. Lakin Tanrı, insanın aşık olmasını sadece ayrılması koşulu ile kabul ediyordu.

Adam da, kadın da birbirlerine demedikleri şeyler için özür dilemek istediler. Aşklarını bağırmak istediler. Ama hipotalamusta sentezlenen oksitosin hormonu, diğer bütün hormonlar gibi zamanla kandan çıkıyor ve salgılanmıyordu. Kahramanlarımız bunu, teoride değilse bile pratikte bildiklerinden aramadılar birbirlerini. Farklı su birikintisine fark etmeden basıp, aynı laneti okudular hayatlarının geri kalan kısmında.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)