Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Son karardan önce, hakim sekiz celsedir gördüğü katile tekrar baktı. Sanığın saçları yüzündeki işkence yaralarını örtmeye yetmiyordu. Upuzun sakalının, sağ yanağına düşen kısmında bırakın bir kıl kökünü, deri parçası bile yoktu.  Ve işkencede sol gözünü kaybetmişti. Ve hakim yakarırcasına;
–   “Evladım artık konuş, neden öldürdün muhafızları? Neden avukat istemedin? Ve neden konuşmuyorsun?” dedi.  Hakim biraz bekledi ve iyice sinirlenip ekledi;
“Senin gibi namussuzları ipe dizmek vardı ama yasa gereği sadece ebediyete kadar hapishaneye atabiliyoruz. Namussuz, konuşsana!” dedi.

İşkence görmüş katil başını hafifçe kaldırdı. Salona baktı. En yakın arkadaşı ağlayan annesini teselli ediyordu. Sevdiği gelmemişti. Binlerce suratı vardı katilin ve sevdiği kız bir tanesini bile öpmemişti. Ve hoş, artık yarım bir suratı vardı.  Doğruldu;
– “ Bazen mahkemedeki en onurlu yerdir, benim şu an durduğum yer… Muhafızları öldürmedim. Sadece yaşamadıklarını gösterdim.  Onlar emir alan aşağılık kimselerdi. Çaresizce başkalarına bağlılardı. Zaten yaşamıyorlardı. Ben sadece faili oldukları fiilin zamanını değiştirdim. Geçmiş zamanda kaldılar. “ dedi.

Hakim sinirlendi;
– “ Senin gibiler her gün içeride işkenceye ve tecavüze uğruyorlar.  Ve sen özgürlüğünün dört duvar arasına sığmayacağını gayet iyi bilirsin. Ve bir avukatın bile yok, bu kadar gözü kara mısın?” dedi.

Katil;
–  “Bana sağlanan avukat da, muhafızlar gibi emir alan ve bir yere bağlı evi ve ailesi olan bir beden. O da yaşamıyor ki.  Fırsatım olsa onu da bu azaptan kurtarırdım.  Ve benim ruhum bedenime sığarken, özgürlüklerim sadece hayallerimde iken, fiziki olan özgürlük ise sadece işe gidip gelebilmek iken, hapishanede özgürlüğüme bir şey olmaz. Testislerime bağlı bir araba aküsü de çok fazla canımı yakamaz.” Dedi sakince.

Hakim;
– “ Avukat yaşamıyor, muhafız yaşamıyor, yaşam senin için nedir ki?” dedi alaycı bir ses tonuyla.

Katil;
–  “ Bir tavuk çiftliktedir.  Yumurtaları alınır. Ve yeteri kadar yaşlanınca kesilip yenir.  Elinizden gelse bu çıkmaz sokaktan, bu hatalı evrimin kötü basamağından kurtarmaz mısınız onu?   Hayattadır şüphesiz beslenir, bakılır ona, lakin yaşamamaktadır.  Süresi bitmeden afiyetle mideye indirillir.  Elinizde olsa kısır döngüden azat etmez misiniz onu?” diye sordu temiz pak bir bakışla.

Hakim bir an için o katile güzel bir bakışla baktı, lakin mevkiinin getirdiği otorite ile bağırmaya devam etti;
– “ Sen üzerinde doğup büyüdüğün bu topraklara ihanet ettin. Neden sekiz celsedir onca küfür kıyamete rağmen tek kelime etmedin?” dedi.

Katil, tatlı bir gülümseme ile;
–  “ Ben topraklara değil, sizin onun üzerine kurduğunuz medeniyetinize ihanet ettim. Hatta bu bir ihanet bile sayılamaz. Çünkü asla sizin tarafınızda bulunmadım ve asla hasıl olmuş medeniyetinizi tasvip edip, benimsemedim. Ben sizden biri olmadım. Ve biz birbirimize denk bir şekilde bakmazken, kelimeler bize aynı anlamı ifade etmezken kendimi yormak istemedim. Bana ceza verecek bir makama sahip değilsiniz. Ve ben tanımadığım insanlardan onca dayağa rağmen Bu kadar salakça bir düzenin vuku bulabileceğine hala inanamamaktayım.  Ben entropinin ayaklı kanıtı iken ben bile böylesine kendini beğenmiş aptal bir sistem hayal edemezdim. Lakin bir noktada siz kazandınız.  Beni hapse gönderip, bununla benim gibi düşünenleri korkutabilirsiniz.  Ki öyle yapacaksınız. Firavunu ile gömülen kölelerin olduğu günler geride kaldı lakin devleti yahut inandığı diğer saçma şeyler ile gömülecek olanlar bakidir.”

Hakimler son fısıldamaları yaptılar birbirlerine ve hakim doğrulup tokmağını masaya vurdu;
– “Gereği düşünüldü, Sanığın vatana ihanet suçundan, müebbet hapis sistemi ile yargılanıp cezasının 12. Vorun Ceza İnfaz Kurumu’nda gerçekleştirilmesine karar verilmiştir” dedi.

Muhafızlar eşliğinde salondan çıkarılıyordu katil. Henüz yirmilerinde idi. Bir yaşam daha nefsi müdafaa ’nın yanlış kişiye yapılmış olmasından mütevellit sona eriyordu. Annesi ağlıyordu lakin dışarıda ağlayamayacaktı.  Çünkü biten bir savaşta, kaybeden taraf için savaşan bulamazdınız. Ve öngörüsü olanlar mahkemeye dahi gelmemişti. “Sevmek” fiili kimyasal bir tepkime gibiydi, katalizörler ve uygun ortam varken baki bir süreğenliği var sanılabilirdi. Lakin asla öyle olmazdı. Ya iki taraf da vasıflarından bazılarını kaybedip yeni madde oluşturacaktı, ya da ikisi de taviz vermeyip kendileri olmayı sürdüreceklerdi.

Araca binmeden hakimlerden biri durdurdu katili. Ve sordu;
– “ Sen, yaşamış ve yaşamakta olan zilyonlarca insanın hatalı olduğunu mu savunuyorsun gerçekten?”

Katil;
– “Galileo Galilei gibi, evet.” Dedi ve sürdürdü; “ Makamınızdan çok uzaktasınız sayın yargıç.” Dedi

Cübbesini mahkeme salonunda bırakan yargıç;
– “ Belki de kendimi arıyorumdur?” dedi.

Katil;
– “Makamınızdayken de kendinizi orada bulabilirdiniz. Zahmet etmişsiniz.” Dedi

Yargıç;
– “Sana uzatılan son olası müstakbel yardım elini geri mi çeviriyorsun ?” dedi ego ile.

Katil;
– “Ben düşmedim ki? Ben haksız kazanç sağlayanlar ve rütbesi yediği suçları örten kimseler dışarıda “özgür” iken kendi gururum ile içeride olmayı seçtim. Belki orada daha açık fikirliler vardır. “ dedi ve aracın kapısı kapatıldı.

Ebediyen işkenceye ve yalnızlığa mahkum olacaktı. Tıpkı şu an yaşamını sürdüren ve sürdürmeye devam edecek olan herkes gibi. Belki bir devlet hapishanesinde değil ama kişisel hayatlarının ve toplum tabakalarının hapsinde ezilen ve daha da korkuncu bunu fark etmeyenler var iken, katilimiz çok şanslı sayılırdı…

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)