Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

   Hayallerimizi terk etmekten öteye gidemezken, birazdan saçı gibi yavaş yavaş ağıracaktı gün.  Sokak aralarında rüzgar, mutlu bir çocuk gibi koşuşturuyordu. Kuru yapraklar asfalta sürtünürken, şüphesiz güzel bir senfoniye eşlik ediyordular.  Günler hiçbir şey getirmiyordu.  Hayalleri en fazla tetikleyen “gün doğumu” bile bencillik ve yalandı. Çünkü güneş asla doğmuyordu. Biz onun etrafında dönüyorduk.

Ne kadar özel olabilirdik ki? Ruhumuz bedene sığmıştı işte? Beden de tabuta sığacaktı, tabut da toprağa… Lakin o, adını aldığı çiçekten bile kat kat güzeldi. Ama güzellik aşığın gözündeydi.  Belki de o güzelliğe, o gözler yakışmıyordu. Mümkünatı var mıydı?  Tomris ve Milena bile kıskanabilirdi o güzelliği.  Olabildiğince yağmur yemişlerdi lakin adam, kadının o gece döktüğü gözyaşlarında boğuldu. Şüphesiz o gözyaşları sırasında ölmüş olmalıydı ki sonrasında cennetteydi, onu öpüyordu.

Anne karnında ilk kalp atışında hissetmişti onu adam.  Ve şimdi karşısında, ait olmadığı bir evin, ait olmadığı bir köşesinde dudaklarında hissediyordu.  Acaba kadın, adamın geriye kalan yaşamını değersiz kılacak kadar güzel bir tebessüm ettiğini biliyor muydu?

Tekrar gün ağırdı, en kötü gün doğumuydu bu (*). Adam hayallerini terk etmek zorunda kaldı.  Ait olmadığı evin, ait olmadığı başka bir köşesinde, ait olmak istediği kişiye “ beraber uyuyalım ” bile diyemeyerek uykuya daldı.

(*) Gün doğmaz, dünya döner.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)