Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

     Lükslerin en büyüğüydü aşık olmak.  Kalbin içerisinde sağ kalanları aramaya çıkıyordunuz. Yağmurlu bir havada filikalarla gemi enkazının arasında dolaşıyordunuz.  Ağaç görmeyeli günler olmuştu.  Size sevmeyi öğreten kitaplar ıslanıp mürekkebi akmış eski kâğıt parçaları olmuştu. İşe yaramaz haldeydiler. Bu sevdada yalnız başınaydınız. Sokağı ve hatta onun çocuklarını bile özlediniz. Yağmur öylesine şiddetliydi ki filika bile yavaşça doluyordu.  Bu şeyden sağ kurtulan var mıydı sahi?

Suda onun sureti vardı lakin onda boğulacak cesaret var mıydı sizde? Gemi dibe çöküyordu. Sağ kalanlar varsa bile onlar için tek temennimiz, hızlı ve acısız bir ölümdü.  Enkazda kurtulan olmadı. Yarın, sahte, üzgün bir ifade ile televizyondaki sunucu sevenlerinize baş sağlığı dileyecek. Kurtarma ekibi tekrar karaya çıkabilecek mi? Sahi, sevenlerimizin alt kümelerinden biri neden sevdiğimiz olamadı hiç?

Şüphesiz yarın, uyanmak istediğiniz günlerden biri olamadı yine.  Bu bir işkence olmalıydı. Hep yarın olması… Hem zaten güneş kaç kere peş peşe doğabilirdi ki? (*) Her yeni günde, yarının gelme olasılığı biraz daha azalmıyor mu? Peş peşe kaç kere siyah ya da kırmızı gelebilir ki? Lakin o, ruletteki “Yeşil”di işte.  Otuz yedide birdi. Ya da pokerde en üstün el olan, 649,739’da 1 olasılığı olan Royal Flush’ınızı tamamlayan bir Kupa Kızı’ydı.  Ve siz batan bir geminin yanında sırılsıklam olmuş bir filikada ayakta,  şapkanızı çıkarıp göğsünüze koyup ölenlere yas tutarken, evet evet bu formaliteyi yaparken zatürre olmalıydınız.

Ya da belki de o gemi hiç kaza yapmadı, çünkü hiç var dahi olmadı. Belki de aşk, katatoninin farklı bir basamağıydı sadece…

(*) Güneş doğmaz dünya döner

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)