Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Siyah Limousine’inde, gri sokaklarda ilerlerken bir sonraki toplantıya kadar olan boşluğu nasıl değerlendireceğini düşünüyordu. Araç, cadde trafiğinde yavaş yavaş ilerliyordu. Şoförüne ara sokaklardan gitmesini söyledi.  Yavaşça en müsait sokağa girildi lakin yol, uzunca bir müddet devam etti. Yol sağa ya da sola sapak vermemekteydi. Ve gittikçe koca göğü tutarcasına uzun olan beton binalar, yerini iki katlı, balkonunda çamaşır asılı, üzerine boya atacak parayı bulamamış adamların sıva rengi evlerine bıraktı.  Araç yavaşça yolun sağ tarafına çekmeye başladı. Ve şoför özür dileyerek lastiğin patlamış olabileceğini beyan etti.

Arkada İtalyan takımlı, saçları parlak jöleli, beyaz tenli, iri yeşil gözlü şirket sahibi dışarıya göz gezdirdi.  Yerde oturmuş olan yırtık kadife pantolonlu, saçı sakalına karışmış adama baktı. Adamın saç ve sakalları gri idi. Teni esmer gözleri kahverengiydi. Adam araçtan çıktı. Dışarıda telefonla yol yardım servisi ile konuşan Şoför;
– “Efendim, araçta kalsanız daha iyi. “ diyerek beyefendiye yöneldi.

Adam elini umarsızca sallayarak şoförüne “ Boş ver” dercesine bir bakış attı.  Evsiz adamın yanına oturdu.  Saçını kaşımayı bırakan evsiz, İtalyan takımlı beye baktı.

İtalyan takımlı adam;
– “Kabalığımı mazur görün izin almadan yanınıza oturdum. Ben, Walter Ezca Şirketi Ceo’su .” derken evsiz sözünü kesti.

– “ Adından önce unvanını söyleyenler genelde unvanlarını kazanırken karakterlerinden öylesine feragat etmişlerdir ki unvanlarından başka bir şeyleri kalmamıştır.  Unvanınız burada değersiz. Burada toplantı salonlarınız, girişteki danışmada altmış kişi arasından sadece gelenlere “Merhaba” demek için seçilmiş olan güzel kadın çalışanınız, telefonlarınızı bağlayan sekreteriniz, kahvenizi getiren officeboy’unuz yok. Burada sadece bir kişiliğiniz var. O da maalesef ki bir meslek kolu ile tanımlanamaz. “ dedi

Takım elbiseli;
– “Bizim dünyamız size samimi gelmiyor değil mi? Gelmemesi de gerekir. Binlerce dolarlık telefonlarımızda binlerce kişilik hafıza olmasına rağmen kartvizit veririz birbirimize. Çünkü biz, “zamanımız bizim için çok değerli” imajı yaratmalıyız. “ Seni telefonuma kaydederken harcadığım sürede binlerce dolar kazanıyorum ben. “ demenin başka bir yolu kartvizit vermek.  Arabamın lastiği patladı ve ben hangi kamu spotları ile hangi hastalıkla, hangi insanların beynine girmeliyim ki daha fazla ilaç satabileyim diye düşünürken, aracıma yedek lastik almayı unuttuğumdan şu an burada oturuyorum. “ dedi.

Evsiz ekledi;
-“Yolun kenarında oturuyorum. Şoför, lastiği değiştiriyor. Geldiğim yerden hoşnut değilim, Gideceğim yerden de. Öyleyse ne bu sabırsızlık, Beklerken lastiği değiştirmesini…” (*)

Walter Ezca Ltd. Şti. Ceo’su
– “  Sahi,  hayatım boyunca kimseye adımı tek seferde söylemedim.  Hatta kartvizitimden okuyanlar, sesimden duyanlardan fazladır. Öylesine sağlığı pazarlamakla meşguldüm ki… Kanser hastalarından 300 doları olmayanlar ölsün diye o kadar güvenlik elemanı aldık ki… “Bizim işimiz şifa “ sloganlı,  o yılanlı ve kadehli bayrağın arkasına öyle sığındık ki insanlar, bizi Camsab’a güvenen ve şifanın kaynağı olduğu düşünülen Şahmeran kadar temiz ve hor görülmüş sandı. Asıl hikâye öyle değil. Tarçınlı çay içseniz bile üşümeniz geçer.  Ama bunu bilemezler. Bilirlerse piyasadaki zilyonlarca C vitamini hapını ne yapacağız?  Karabiber ve biraz bal, boğaz ağrınıza iyi gelir. Ama ya bunu bilirseniz o Latince isimli ağrı kesicilerimizin akıbeti ne olur?  “

Evsiz;
– “ Günah çıkarmak için yanlış kişidesin evlat. Kilise daha ileride.” Dedi alaycı bir ses tonu ile.

CEO;
–  “ Zamanı ile bizim gibi şifacılar bunu bitkilerle yapıyorlar diye onlara “cadı”  diyerek yakmış olan kilise mi?  Hani şu dileğimiz için muma 1 dolar verdiğimiz ama asla vergi ödemeyen kilise? Teşekkür ederim. 30 yaşının üstündeki zengin kadınların göğüslerini kurcalayıp para almak için “pembe kurdele”  fikrini bulmakla öylesine meşguldüm ki Tanrı görüş alanımdan çıkmış. Din görevlileri ve sağlık çalışanları aynıdır aslında. Umut aşılarız ve o umuttan para koparırız. “Bu ilacı alın, belki işe yarar. “  Olmalıydı sloganımız.  Alın petrolün bir yan ürünü bu, soğuk algınlığınız sebebi ile ağıran başınıza sabretmeyin alın bu petrol kapsülünü yutun.  Ve 2 yıl sonra kemoterapide görüşürüz.  Hatta durun daha iğrenci var;  güzel kızları toplar, onları otoyol fahişesi gibi giydiririz.  Adlarına “ilaç mümessili” der ve onları doktorlara yollarız. Onlar doktorlara, bizim ilacı yazmaları durumunda belirli şeyler vaat ederler. Bazen paradır bu, bazen “hediye” . Doktorlar gerekmese dahi kotayı doldurmak için bu salak ilaçları hastalara yazar.  “

Evsiz;
– “Daha kötüsü olabilir mi ?” dedi.

CEO;
– “ Var tabi daha kötüsü, muhasebe çalışanlarımızdan Bay Jerdon bana saygı duyuyor. “Efendim” diyor. Ben o adamın sırtından para kazanıyorum ve o geri zekalı tüm işleyen ekonomiyi bilmesine rağmen benden korkuyor.  Komik olan o adam bile farkında değilse sırtından para kazandığımın, hastalar nasıl anlayabilir ki?”

Evsiz yaklaşmakta olan yol yardım ekibinin aracına baktı. Araç yanaştı. Ve dönüp;
-“Sanırım bu bir veda sayın..?”

CEO güldü;
–   “ Adım kartta yazıyor.  Bir şikâyetiniz varsa ilaçlarımızda %30luk bir komisyon uygularım sizin için.” Dedi kartını verdi. Ve kalkıp evsizden uzaklaştı.  Tekrar arabasının arka koltuğuna oturdu.

Araç yolda giderken şoför sordu;
– “Merakımı bağışlayın efendim, neden mesleğinizi öyle anlattınız?”

CEO
-“ 2010 yılında Walter Ezca Şirketi’ne karşı çevreciler, şirketin önünde, hayvan denek kullanıyoruz diye protestolar yapıyorlardı.  O sırada her zaman, şirketin karşısında bulunan Byrc Sokağı’ndaki, kahvecide duraklar bazen şoförü yollar, bazen kendim alıp kafede oturup sabah kahvemi içerdim. Protestolar sırasında kahvecide bir kadınla tanıştım. Kadın, onu görenleri lobotomi görebilecek kıvama getirebilecek kadar güzeldi. Kadın hayat hikayesini ben kendi hayat hikayemi anlattım. Kadın protestoculardan biriydi. Evsiz bir aileden gelmekteydi.  Sokak hayvanları ile haşır neşir oluşundan, hayvanları sevdiğini ve hayvan deneklerin işkence gördüğünden bahsetti. Elbette ki haklıydı. Lakin ne yapabilirdik ki? İnsanlar pahalıydı. Ben, hastalandığında işimizin ciddiyetini anlayacağını söyledim.  Ses etmedi. Protestolar 2 ay sürdü. Polisi rüşvet ve teşvikle şiddete yönelttiğimiz halde çevreciler 2 ay orada kaldı.  Kımıldamadılar.  İlk başlarda ön saflarda gördüğüm kadın son bir aydır yoktu.  Ve en son dayanamayıp göstericilere sordum.  Vina’nın bir sabah kansere yenik düştüğünü söylediler. Ne pahasına olursa olsun bizim ilaçlarımızı kullanmamıştı. Ve benle konuşurken de kanserdi. Hep onlar sayesinde para kazanmıştık. Ama onlardan birini ilk kez görmüştüm.  Bu sebepten ne zaman evsiz ya da kanser birini görsem Vina’yı hatırlar kederlenirim.  Sonra hayat devam eder..” dedi ve camdan dışarı baktı. Yol da hayat da devam ediyordu…

(*) “Lastik Değişimi” /  Eugen Berthold Friedrich Brecht

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)