Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Mantık tarafında siperde bir düzineden az asker kalmıştı. Buna rağmen plan işe yaramış Duygu tarafının başkomutanı ele geçirilmişti. Yere saplanan mitralyöz mermileri tozu dumana katıyordu. Kan ve toprak muazzam bir uyum sergiliyordu.  Yemek yapmaktan sorumlu Cuoco bile on yedi yaşında olmasına rağmen elindeki yarı otomatik tüfekle bir pagan tanrısı anıtı gibi duruyordu.

Mantık tarafının komutanı Cervello, Duygu tarafının komutanı Cuore’nin yakalandığını duyunca hemen siperdeki baraka bozması karargâha koştu. Ve işte iki ezeli düşman karşı karşıyaydı.  Nizami bir şekilde selamladı tutsağını Cervello.  Cuore elleri ve ayakları sandalyeye bağlı bekliyordu. Ve bilmişlik taslarcasına;
– “ Daha fazla adamınız olduğunu düşünüyordum açıkçası. Dokuz kişi kalmışsınız. Savaşı biz kazanacağız.  Bu çok aşikâr. Bırak ve bize katıl. Bırak biz o kızı taparcasına sevelim.” Dedi.

Cervello;
– “ Hayır mümkün değil. Çünkü o, yitecek işte. Sonsuza kadar bizle kalmayacak kadar güzel!  Bizi kıracak işte. Üzme bizi. Seni de üzecek. “ dedi.

Cuore;
– “ Ama o sonbaharda rüzgârla dans ederek yere düşen yapraklar kadar güzel. Bir şans ver! O bunu hak ediyor. “ dedi.

Cervello;
– “Tam olarak da sorun bu, onun layığı biz değiliz. Geçmişte de verdik bu savaşı. Hep, ikimizi de pusuya düşürdüler. Arkadan vurdular.  Yaşamın gururu yoktur. Rakiplerini öylesine umut doldurur ve sonra öylesine ezer ki kuyruğunu bir daha gün ışığına bile çıkamazsın. Yapma Cuore. Almasın bizi, bizden bizi… “

Cuore;
– “ Yaşam belki de güzeldir? Sen ulu bir komutansın. Yaşamı güzel kılarsın.”

Cervello;
– “ Yaşam güzel olsa bebekler ağlayarak gelmez, Cuore! “

Cuore;
– “ Ve lanet ağlak bebekler bilseler ki o var bu dünyada, inan bana ağlamazlar! Savaşı zaten kaybettin Cervello… Bu kızla ilgili bir hikâye anlatayım mı sana?” dedi anaç bir sesle.

Cervello “evet” dercesine başını salladı çaresizce. Gerçekten de savaşı kaybetmişti. Komutan Cuore beklenmedik derecede kolay bir başarıya imza atmıştı. Karmatîler Basra’yı yıktıktan sonra neden insanlar Bağdat’a taşınmasın ki? Cuore haklıydı. Savaş kaybedilmişti. Kapıyı aralayıp eli ile siperdeki askerlere teslim olun dercesine bir el işareti yaptı.

Duygu tarafının komutanı Cuore hikâyeye başladı;
– “ Ay ve Güneş bir gün, gündüz kim çıkacak ve insanlara o güzel yüzünü gösterecek diye tartışmaya girmişler.  Malum gece insanlar uyuyor ve Ay da Güneş de görülmek ister. Bunlar bizim girdiğimizden binlerce kat daha büyük bir savaşa tutuşmuşlar. O denli büyük bir savaş ki; Armageddon ‘da İsa ordusu ile Şeytan ordusu bile durulup bu savaşı izlemişler. Sonra Ay kaybetmiş ve utancından gece çıkmaya başlamış, güneş ise gündüzleri… Lakin Ay ve Güneş farklı zamanlarda iş başı yaptığından birbirlerini özlemişler. En sonunda göklerdeki hadım edilen tanrı Uranos, Ay ve Güneş’e acımış ve bu kızı dünyaya yollamış ki görev başında iken Ay Güneş’i özlerse ya da Güneş, Ay’ı özlerse bu kıza bakıp hasret gidersin. İşte o denli güzel! Lakin Uranos diğer tanrıçalar ya da gök cisimleri kıskanmasın diye bu kızın güzelliğine bir lanet bahşetmiş. Bu kız kendi kadar güzel bir şeye o kadar aşina olmak zorundaymış ki, kendi güzelliğini fark edememekteymiş. Ve en kötüsü asla kendini uyurken izlemeyecek olmasıymış. “

Cervello sipere yaklaşmakta olan düşman askerine teslim olup, ellerini onlara bağlatırken dönüp Cuore’ye sordu ;
– “ O denli güzelse kendine nasıl alışabilir ki? O güzelliğe alışılmamalı?”

Savaşı kazanan Duygu tarafı komutanı Cuore gülerek;
– “ O farkında değil bu güzelliğin. Farkına vardıracağız ve bizi kabul ederse onu layığıyla seveceğiz, layığı biz olamasak da…”

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)