Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Aşkların ilan edilmesinin çok zor olduğu bir dünyada, masada, cebindeki para miktarına vurulduğunda tahmini olarak o bardaki son birasını içen adam “Seni seviyorum”dan daha yaratıcı bir şey arıyordu ama tahminen yoktu.  Kendi kendine konuşmaya başladı;

-“Tanrı’nın bütün sıfatlarını sayabilirdim sana bakarak lakin gözlerim sana bakmaya layık değil.  Dudaklarından sonra anne yemekleri bile tatsız.  Cemalinden gözüm kamaşıyor, güneşi göremiyorum. Şu an üzerimdeki tavana monte edilmiş pervane bile içimdeki yangını söndüremiyor. Bilinen bütün güzel fiilere fail olma sebebim olur musun? Ya da dur; Mezar taşım gibi olmanı istiyorum aslında, o kadar uzun başucumda kal. Toprak gibi sar beni ya da. Olur mu? Hayır, hayır bu da olmadı; Sana nasıl aşık olabilirim ki, sen bizihati aşkın kendisiyken?  Yok, hayır aşk kısadır. Sen sahneden çıkınca koca tiyatroda gittiğin yöne dalıp kalıyorum işte. Oyun, en büyük ustaların olsa bile…  Sensiz, bir geceyi sabaha çıkaramam ben. Aslında neden böyle bocalıyorum biliyor musun? Okuduğum hiçbir eser, hiçbir yazar, beni sana hazırlayamadı.  Edmond Dantes bile Haydee ile giderken Mercedes’i unutmuştu.  Calvino’nun hiçbir yazısında senin kadar güzel bir karakter yoktu, hatta hiçbir yazısı bile senin kadar güzel değildi. Dostoyevski, Dante, Tolstoy, Chekhov ve Mevlana bir masaya oturup sana bakarak betimleme yapsalar, yine hakaret etmiş olurlar sana.  Aramızda olabilecek en güzel şeyden bile daha güzelken sen, ne önerebilirim ki sana? Nasıl “benim ol” diyebilirim? “ dedi.

Sonra, durdu ve düşündü.  Aşık olanların öldüğü dünyada aşk ne kadar bakiydi ki? Arkasına yaslandı. Kahverengi tonlardaki eşyalar ile dekore edilmiş bu barda kendi kendine ne kadar yarasına merhem olabilirdi? Uçsuz bucaksız kelimeler denizinde yine batıyordu. Hz. Muhammed arşa devesi yardımı ile çıkmıştı ama kadın o kadar güzeldi ki, Hakk’a yürüyerek bile gidebilirdi.

Tüm bu düşüncelerin arasında garson biten bira şişesini aldı. Sarı elbisesinin üzerine beyaz önlük takmış kadın;
– “Başka bir arzunuz var mı?” diye sordu.

Adam takatsizce “Hayır.” dedi.  Kalktı ve masaya bıraktı parasını. Eve yürüyerek gidecekti, bu şekilde alkol etkisini kaybedecekti. Peki aşk? Bazı savaşları kaybetmekten korktuğumuzdan, yeltenmeyiz, cenk tutmayız  bile.  Ya o savaşlar, uğruna kaybetmeye değecek kadar güzel ise? Veya o savaşta kaybetmek bile diğer bütün savaşları kazanmaktan dâhi güzel ise?

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)