Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Yaprakların kuruyup yere düştüğü vakitti sanırım ya da daha sonrası… Derme çatma bir kulübede, yaşlı Gadrel yalnız geçmiş yaşamının son saatlerini yaşıyordu. Bizler, Kudret Savaşları’ndan sonra doğanlar,  onun hayatı boyunca olmayan birine âşık olduğu hikâyeleri ile büyüdük.  Deli olduğunu söyleyenler de olsa aşkına büyük saygı duyulurdu.  Hikâyenin aslını bilenler Gadrel’in âşık olduğu kadının, hemen bir iki ev ötesinde ikamet eden Erica olduğunu iddia ederler. Söylenti o ya; Erica’yı çok sevmiş Gadrel lakin kimsesiz bir köyde, aç çocuklarmış hepsi tıpkı biz gibi, Erica evlenmiş mevcudiyet kavgası tabi… Her gün görüp âşık olmaya devam etmiş Gadrel.

Asıl hikâye; Gadrel’in yaşamının son saatinde başlıyor.  Elden ayaktan iyice düşmüştü. Erica arada sıcak yemek getirirdi ona.  Kaç yıl olmuş bilinmez, adam aşkını içinde saklamış, büyütmüş… Açılamamış, artık nasıl utandıysa…  Dedim ya derme çatma bir barakada yaşar diye, kış kapıdaydı ama adamın düzgün bir kapısı bile yoktu. Yardım olsun diye çabaladık. Tamir edelim evi diye çabalarken, Erica geldi. Gadrel’e yemek getirmişti.  İçeri girdi. Biz de genç meraklılar olarak çatlaklardan içeriyi gözledik. Erica, Gadrel’in yastığını düzeltti ve yaşlı adamın uzun beyaz sakalını, başını rahat hareket ettirebilsin diye yorganın altından çıkarttı.  Gadrel yemeği aldı baktı minnet dolu bir bakışla kenara koydu. Ellerini önünde birleştirmiş, siyah uzun ve kapalı bir elbise giymiş Erica’ya , eliyle yatağa oturmasını işaret etti. Erica tereddütsüz oturdu. Gadrel konuşmaya başladı;
– “ Ölüm bu kadar yakınken ruhumu besleyecek şey; o güzel yemekleriniz değil, Erica inancımızdaki en yüce tanrı Gojelken bize ne hediye etmişti hatırlar mısınız?”

Erica duraksayarak ;
– “Gojelken’in adını duymayalı çok oldu… Bu yeni tanrı var herkesin dilinde… Bizim on üç tanrımızın yaptığını tek başına yapıyormuş ve ortak da kabul etmiyormuş. Neydi o; hah işte şirk sayıyormuş… Sahi Gojelken’in hediyesi ne idi?”

Gadrel;
– “Bize acı ne kadar kudretli olursa olsun alışmayı öğretti. Her kötü şeye alışmaya. Kötü tanrı Ordaht ise onu kendi silahı ile vurdu. Bizi yozlaştırdı ve güzel şeylere de alışmamızı sağladı. Yetmiş üç yıllık hayatımda Ordaht’ın laneti bir tek size erişemedi hanımım. Hani olmayan birine âşık olduğum söylenir ya, onca yıl Ordaht’a yalvardım, size alıştırsın diye beni… Olmadı, şu koca ömre bir küçük aşk sığdırmayı kendime yediremedim. O yüzden; kocaman bir aşka, bir küçük ömür sığdırdım. Sizi, ailelerimiz beraber hayvan otlatmaya götürmemizi söyledikleri günden beridir seviyorum… Sekiz yaşındaydım o zaman. Yygder’e şaşırmıştım. Doğa tanrımız her yaprağın tozunu alıyordu yağmurlarda. Ona rağmen yapraklardan bile daha güzeldiniz.  Yygder sizle de ilgileniyor muydu? Size de bakım yapıyor muydu?  “

Erica şaşırmış ve mutlu olmuştu ama utancından konuyu değiştirmeye çalıştı;
– “ Son tanrıdır belki doğru olan, her şeyi gördüğü söyleniyor ve ortak kabul etmiyor. O denli güçlü, son zamanlarımızda ona inansak kârlı çıkar mıyız?”

Gadrel;
– “ Eğer her şeyi görseydi, sizi görüp, O kendine ortak koşardı… Şu dakikalara sığdırdığım cümlelere aldanmayın, aşkınızı bir ömre sığdıramadım.” Dedi ve yavaşça yastığa koydu başını.

Erica donuk bir bakışla yere bakarak;
– “İtiraf etmeliyim ki; ben size daha önce vurulmuştum. Altı yaşında idik, bir gün babanız avdan dönmemişti. Babama sormaya gelmiştiniz. O gece rüyalarımda sizi görmedim. Hayatımın geri kalanını rüyalarıma sığdırmaya çalıştım. “ gözleri doldu ve sustu.

Bizler şaşırmıştık. Kanımız, bedenimizde donakalmıştı. Duyduklarımız gerçek miydi? Altmış yılı aşkın bir süredir birbirlerine âşıklardı da yeni mi fark ediyorlardı bunu?

Gadrel;
–  “ Benden önce sevdiniz demek… Bir ömrü ayrı geçirdik. Lütfen elinizi, ellerime koyun. “

Erica;
– “ Neden ellerimi değil de tek elimi?” dedi ve tebessüm etti. Bizler Erica’nın güldüğünü son kez gördük o gün.

Gadrel;
– “ Bence eşsiz iki eliniz de. Birbirinin bile aynısı değiller. Çoğul eki alamazlar o yüzden, arzu ederseniz diğer elinizi de verin?” dedi.

Bizler şoku atlatmak için kulübeden uzaklaştık. Elimiz, ayağımız titriyordu.  Çenem, istemsizce üst dişlerime çarpıyordu.  Bir insan, bir insanı onca yıl sevip onun güzelliğinden utanıp tek kelime etmeden buralara kadar gelebilir miydi? Bu soru cevaplanmalıydı. Erica’nın da kalbi Gadrel’e öyle bağlıydı ki, Gadrel’den iki gün sonra vefat etti. Erica ölüm döşeğinde iken; “Hayatımdan daha uzun sürdü bu iki gün.”  demiş.  Eski bilgelerden birine; “Onlar gibi sevebilir mi biri, teşviksiz, ödülsüz ve karşılıklı olduğunu dâhi bilmeden?” diye sordum dayanamayıp…  “ Değil Kudret Savaşları, bütün savaşların bile, cezasını kaybeden değil başlatan çekse bile, öyle bir aşk gelmez. Değil bu dünyada, tanrılarımızın arasında bile emsali yok.” dedi.

Kudret Savaşları gibi iğrenç şeylerin olduğu bu diyarda kirletmemiş korumuştu aşkını bedeninde.  Yıllar sonra bile mezarlarının arasından da, anıları ile dolu olan evlerinin arasından da bırakın insan geçmesini,  ot bile bitmemişti. Hatta evlerinin arasındaki iki-üç ev de boşaltılıp yıkıldı. Evleri birbirlerini görebilsin diye… Dillere düşmek kolay işti işte, mühim olan nasıl düştüğündü…

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)