Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Sevgili Vida;                                                                                                                                                 IX. II. MCMLIII

Bu sabah uyandığında ben yanında olmayacağım. Gecenin bir vakti, bu kasabadaki küçük rehinci dükkânlarını ve postaneleri soyup, daha gölgem yere düşmeden buraları terk edeceğim. Ben kasaba, kasaba gezip insanları dolandıran bir hırsızım işte. Vicdanımı kullanmayarak hep temiz tutmaya çalışırım. Yalan söylemeyi, yemek yemekten bile daha iyi beceririm. Bu bir veda mektubu,  ama içinde bir şeyler itiraf edeceğim.  Hiçbir zaman bir toprak parçasına “vatan” demedim, asla bir şeyi kutsal saymadım; yeri geldi altın haçlar, menoralar çaldım yeri geldi cevşenler bozdurdum.  Bir bayrağa asla yemin etmedim, üzerine yemin ettiklerimi de ciddiye almadım.  Ama biraz daha senle kalırsam, vatanım ve yuvam olabilecek kadar sevebilirdim seni… Daha korkunç olanı sanırım sana âşık oldum.  O yüzden kaçıyorum senden.

Ben hayatım boyunca hep yalan söyledim, çoğu insan doğruyu söyler ve yalan söylemek için geçerli bir nedene ihtiyaç duyarlar.  Ben ise hep yalan söyledim. Ne olacaktı ki? Burnumuzu bile hep görebildiğimiz halde zihnimiz onu göz ardı edip bize yalan söylüyordu. Öz zihnimiz bize yalan söylüyordu! Ben neden başkalarına söylememeliydim ki? Hem ne var biliyor musun?  İnsanlar yalanı kişisel çıkarlarını korumak için söylüyor. Bir şeyler saklamak, birilerinden kurtulmak ya da birilerini yanlışlığa göndererek mutlu etmek için…  Yalan söylemek için kendileri ile ilgili aşağılık bir nedene ihtiyaçları var. Oysa ben hep yalan söylerdim.  Nedensiz bir şekilde… Ve sen benim, bugün beni ipe götürebilecek, itiraf dolu bir veda mektubunda, bütün gerçekliğimin altında gerçek adımla atılan imzamı göreceksin.  Uzun zaman oldu o isim ile imza atmayalı… Şunu çok iyi kavra; sen benim gibi birinin doğruları söyleme nedenisin. İşte bu kutsal bir neden…

Peki, bu denli seviyorken neden mi gidiyorum?  Açıkçası ben de istemiyorum…  Demek roman kahramanları böyle hissediyormuş.  Mürekkebim bitmeden son şeyleri de eklemek istiyorum.  Kalitesiz bir divit kalemle yazdığım için mi, yoksa hislerimi bu denli dolu bir şekilde yazdığımdan mı yazım kötü bilmiyorum…  Yıldızdan gözlerini de şelaleden saçlarını da özleyeceğim. En çok da Tanrı’nın en öpülmeye değer yerlerini çillerinle işaretlediği yanaklarını özleyeceğim.  Her zaman gereği kadar seviyormuş gibi davrandım. Gereği kadar sevdim, usulünce sevmedim. Seni gönlüm ne kadar istese de sevememekten korkuyorum.  Hem kalsam da hırsızlıktan başka meslek kolunda para kazanamam. İlk kez yolda yürürken arkama bakıp birinin takip ediyor olmasını isteyeceğim bundan sonra.  Lakin ne dersem diyeyim, elimin aksesuarı asla nişan yüzüğü olmadı, ya bir kelepçe ya da bir silah oldu.  Umarım balo salonlarına yakışan biri olur bir gün hayatında…

Sevgilerle;
Albesus J. Bartolomeo

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)