Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

underpass_by_atomhawk-d3bdzt3

Theodore ahşap masanın, yuvarlak olmasından haz etmiyordu. Çünkü; bu fikir Yuvarlak Masa Şövalyeleri’nden akıllara gelmişti…  Masada herkes eşitti ve masanın başına oturabilecek yetki kimsede yoktu. Olmayacaktı da… Bu sebeptendir ki masanın bir başı yoktu ve yuvarlaktı.  Her ne kadar bu masadakiler şövalye değil, azılı suçluların ideoloji sahiplileri de olsa Theodore’un korkusu yoktu. Çünkü Theodore adını, geldiği topraklarda “Sana tapıyorum” anlamına gelen “Te adoro” cümlesinden alıyordu.  Şeytan gibi ızdırap çektiren ve bazen de Tanrı gibi affeden dengesiz ama bir o kadar da zeki bir adamdı.   Konuşma sırasının ona gelmesini bekleyemeyeceğini düşünüyordu. Konuşan Villius’a bakıp içinden “ O kadar ahmakça konuşuyor ki; kendini insan içinde bu kadar rezil ettiği için,  kendine hakaret davası açmalı” diye geçirdi. Bir anda Villius’un ona bir şey demesi ile herkesin bakışları Theodore’a döndü, Theodore, dinlemediği için afalladı. Villius gözlerini devirerek, sıkkın bir ses tonu ile sordu;
– “Theodore, yine dinlemiyordun sanırım? Ne oldu da sıkıldın yine?”

Theodore;
– “ Bizler dünyanın en iyi teröristleriyiz Villius.  Sadece ekonomik anlamda değil; aynı zamanda iyi birer kültürel birikimimiz de var, hepimiz hem suç teorisyenleriyiz hem de çok iyi sanatçılar ve bilim insanlarıyız. Bakınız hemen yanımdaki Gordis sekiz dil biliyor. Sadece müze gezmiyoruz, onları satın bile alıyoruz bazen. Bizler Gündüz Dünyası’nın ( bizim “medeni” şirketlerimizin, okullarımızın hastanelerimizin ve diğer saçmalıklarımızın bulunduğu yasal dünyamıza bu adı veriyorlardı) en etkili düşmanlarıyız. Devletlerle sonunda uzlaşmak için birilerini vurmamıza gerek yok.  Satın almamız yetiyor. İstediğimiz, hayal ettiğimiz ülkeyi kurmak zor değil ama ya biz ölünce? Yerimize geçenler yozlaşacak.  Ve bu güzel Gece Dünya’mız ( onların kanunsuz, otoritesiz ve en güzeli formalitesiz dünyalarına bu adı veriyorlardı) bir kâbus olacak. Sizler neden burada olduğumuzu unutuyorsunuz. Tek konuştuğunuz “ kâr”… Bu kârın ötesinde bir şeydi. Bu gizli cemiyeti kurduk çünkü biz, dünyanın kendi çıkarı için suç işleyenlerinden, politikacılarından, yalancı gazetecilerinden sıkıldık.  Bu dünya daha kaliteli suçlular hak ediyor. Bizler işlediği suçlar ile bu sistemin yapı taşlarına zarar verenleriz. Sigorta şirketlerinin, bankaların ve en büyük paravan olan devletlerin karşısına dikilenleriz. İlk ortak suçumuzu hatırlayın; birlikte en büyük iletişim şirketlerinden biri olan Hirlenz Bilişim & Telekomünikasyon şirketinin son dosya kâğıdına kadar çalmıştık ki; hem halk biraz olsun faturalarda azalma yaşasın, hem gözlenip dinlenmesin ve takip edilemesin hem de Hirlenz’in sigortasını yapan Burdestizun Bankası zarar alsın. Ve öyle de oldu…   Hirlenz’e, o hırsızlık yüzünden milyarlarca dolar ödemeye çalışırken battı. Ve bir anda doğunun değersiz ülkelerinin parası değerlendi.  Aç ve bitap düşmüşlerin parası az biraz olsun değerlendi de insanlar ekmek yiyebildi. Hirlenz vurgunundan kârımız ne oldu? Çaldıklarımızın hepsini dünyanın çeşitli sivil toplum örgütlerine dağıttık ve bağış yaptık. Ama Villius şu an anlattığın Loraz Askerî Mühimmat Deposu vurgunu sadece senin uyuşturucu karteline silah sağlamak olacak. Herhangi bir suç şebekesi olacağız. Ayrıca dünyanın en büyük askeri deposuna saldırınca hem imajımız kirlenecek hem de Yuvarlak Masa’mızın planına yakışmayacak.  Yerel örgütlerimizin çoğunun RICO davaları ile başı zaten dertte. Onlara askerden çalıntı silah vermek sonumuz olur.

Üzerimizden Huma kuşu geçmedi ya?  Şu an sokakta, Gündüz Dünyası’nda Gündüz Dünyası’nın sahteliğini fark eden, ondan kurtulmak isteyen ama yine de yıllarca süregelmiş beyin yıkamalardan kurtulamayan insanlar var. Suçun Gündüz Dünyası’na ait bir kavram olduğunu, ilkel ve yerli lisanlarda “suç”  diye bir kavramın bile olmadığını ve bunun beyin yıkamaktan ibaret olduğunu bildiği halde harekete geçemeyen insanlar var… Aramızda bile Gündüz Dünyası’na geri dönmek isteyenler var… Ve silah işi güç dengelerini bozar, masanın köşeleri olmaya başlar…”

Villius, belki de tam bu sebepten istiyordu. Belki de masanın köşeleri olmalıydı.  Belki de insan asla içinde bulunduğu döngüden kurtulamazdı. Villius söze girdi;
– “Biz sadece ekonomileri çökerttik. Birkaç fakire biraz para verdik. Yaptığımız eylemler sıradan insanların dilenciye para vermesinden farklı mı sizce?  Özgürlüğü yasal yapabilecek ve hatta sadece türdaşlarımızı değil bütün doğayı serbest bırakacak bir yasa paketi çıkarabilir miyiz, Theodore? Vicdan mastürbasyonu yapmayı bırakacak mıyız? Kansız devrim olmaz.  Silahsız devrim olmaz! Ne o, bir anda koca anarşist kral demokrasiye mi inandı?”

Theodore;
– “İnsanlar bir anda tamamen özgür bırakılamayacak kadar geri zekâlı.  Önce onları eğitmeliyiz.”

Villius;
– “ Kissinger gibi konuşuyorsun! Ne demişti o ; “Meseleler Şili seçmenine bırakılmayacak kadar mühimdir!” Ondan farkın ne?  Sen kahraman olmak istiyorsun, sana tapılsın istiyorsun!”

Theodore ayaklandı ve ölümcül derecede kalın ses ile;
-“ Bana zaten tapıyorlar! Unuttun mu? Sen bile bana “Te adoro” diyorsun!”

Villius tam cevap verecekti ki,  Masa’nın en kadim olanı,  Bang (Ona Büyük Patlama kadar eski olduğunu ima etmek için ve çekik gözlü olduğu için bu adı vermişlerdi) ;
– “ “İnsanlık Tarihinin Geri Zekâlığı” adlı oyunu doğaçlama oynamanıza gerek yok. Şüphesiz yaptığımız her eylemi bile basının örtbas edilmesini geçtim, medya “1984” adlı Orwell kitabındaki gibi teröristleri kullanıyor. Biz saldırsak ve haber olsak dâhi; bu Gündüz insanının daha da kenetlenmesini sağlıyor. Silah çalmayacağız ama insanları da serbestleştirmeyeceğiz. İnsanlar serbest olursa onları biz bile kontrol edemeyiz.  Bizi lüks evlerimiz ve ithal kadınlarımızdan mahrum edebilirler.  Ayrıca bir bilge der ki; “En iyi köle kendini özgür zannedendir.” Onlara biraz daha rahat bir ortam vereceğiz ki şüphelenmeden bize yanaşsınlar. İnsan tarih perdesinden silinmesi gereken bir varlık.  Ama onu silerek yine kendi ekonomimize zarar veririz. Kim uşağımız ya da şoförümüz  olacak? Son baktığımda maymunlar araba kullanamıyordu?”

Aslında en azılı özgürlük yanlıları bile bir grubun parçasıydı… Aynı zaman dilimindeki hayatta insan sayısı iki olduğu anda hiyerarşi kaçınılmazdı. İnsan da bir memeliydi işte… Doğası gereği asla mutlak özgürlüğe erişemezdi… Mutlak özgürlük neydi ki zaten?    Ve buradakiler de halkı umursuyormuş gibi davranıp ellerindekinden feragat etmiyorlardı. Klostrofobisi olan köstebekler misali çıkmazdaydı.  Tıpkı Gündüz insanları gibi oluveriyorlardı…   Gün doğana kadar uyuşturucu, tütün, alkol ve küllüklerle dolu masada kimin daha iyi suçlu olduğu üzerine tartıştılar.  Amaçları belki de sadece bir grubun parçası olmaktı. Sonuçta parayı nasıl kazandığın değil, nasıl harcadığındır sistemin çarklılarını döndüren… “Halk” sadece onların ağızındaki bir kelimeydi. Gücü eline alan, yozlaşır.

Dışarıda öyle ya da böyle, bir gün daha doğuyordu(*). Güneş yavaşça yükseliyordu(**).   Rahat yataklarında jartiyerleri ve mini etekleri ile bekleyen metreslerine ya da erkeklerine gitmek için toplantıyı bitirdiler. Lüks arabalarından yeni aydınlanan sokağın soğuğunu hissetmeden, üşüyenler için üzülerek yeni günahlara yelken açtılar…

(*) Gün doğmaz, dünya döner.
(**) Güneş yükselmez, dünya döner.

Resim; Cyberpunk Atmosphere, Dark Future, Dystopia, Noir, Underpass by *atomhawk on deviantART

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)