Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

941485_558185597535943_1269119634_n

Hayattan bezmiş bir şekilde oturdu asker siperin içine… Tutsak aldığı askere baktı… Yerde elleri ve ayakları bağlı bir şekilde yan yatmış asker, ölü bir köpek gibi duruyordu. Kendi ise; bu kavurucu öğlen sıcağında o ağır kamuflajı, miğferi, mermisi ve silahıyla oturuyordu. Terleyen başı kaşınıyor ama miğferi çıkarmak çok riskli olduğundan kaşıyamıyordu.  Yanındaki asker onun lisanını anlamıyordu. Ama o günlerdir ilk kez insan gördüğü için konuşmaya başladı. Derdi anlaşılmak da değildi zaten;

– “ Annelerinin, canı acır diye ürküp saçlarını tarayamadığı çocuklarıydık…  Sokak köpeklerini, ailesinin kızmasına rağmen kucağına alıp seven çocuklardık biz… Nasıl bu hale geldik? Sadece ısı yayan şeyleri öldürecek bombalar tasarlamayı nasıl akıl ettik? Aslında hiç şaşırmamam gerekiyor.  Bizler, sevmek dışında her şeyi yaptık… Sâhi, hormonlarımız mı eksikti yoksa cesaret mi edemedik? Bak ne diyeceğim; bir gün bir kadına öylesine âşık olmuştum ve bütün masumiyetimle o kadar güzel şeyler söylemiştim ki, evindeki aynaları kırmıştı. Demişti ki; “Senin söylediğin kadar güzel göstermiyor aynalar beni ve biliyorum; sen yalan söylemezsin bana…” Beni yalancı çıkarıyor diye aynalara kızmıştı. Hafif çatlak ama çoğunlukla güzeldi ve tamamen benimdi.  Onu öylesine benimsemişim ki; ilk görevimde, Thor  Mjölnir’i  Thrym tarafından çalınınca nasıl hissettiyse, öyle hissettim eksikliğini…  Günlerdir burada yemeksiz ve arkadaşsız oturuyorum. İlerideki çatışmayı kim kazandı bilmiyorum.  İlerleyemem ve geri de gidemem…  Telsizden cevap gelmiyor.  Ne yapacağını bilmemek kadar tedirgin edici bir durum yok.  Yine de onun düşünde bile yemyeşil çimlerin üzerinde beyaz cibinlikli rahat bir yatakta, denizin ufukta kaybolmasını izliyormuş gibi hissediyorum.  Bahar başlarında onu zorla parklara, bahçelere götürürdüm çünkü inanıyorum ki; bitkiler yerden onun tenine değebilmek için yerçekimine karşı gelerek atmosferin basıncın yük edip yükseliyor… Ona dokunduğum ellerle silah taşımak çok onursuzca değil mi? Şu halimize bak,  sen bile bu durumdan kurtulacaksın ama ben bu halimden kurtulamayacağım. Asıl kelepçeler metalden değil duygudan sanırım.  Bir daha dönersem onun kollarına, asla terk etmeyeceğim orayı. Tüm işlerden ve maddiyattan vazgeçip kollarında kalacağım onun. Ve bir de asla…” derken, o sıcak iklimde ter içerisinde pişen askerlerin kazdığı siper çukuru toz ve dumana boğuldu… Belki de on beş kat daha büyüdü.

Bu öylesine bir patlamaydı ki âşıkları ayırabiliyordu… Bilinmezlikten gelen bir şey, insanlığı bu denli bilinmezliğe götürebiliyordu… Hayatın espri anlayışı biraz böyleydi. Değerini anlayalım diye bir şeyleri elimizden alırdı ve çoğu zaman değerini anlasak dâhi geri vermezdi.  Bir şansımızın daha olmadığını biliriz ama asla kabullenmeyiz.

 

 

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)