Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Zifiri karanlıkta görülen tek şey, karşı yahut kendi siperlerindeki patlamaydı.  Tabi bunları şanslı olanlar görebiliyordu. Şanssızlardan biri olan Morto gözünü sipere yakın bir revirde açtı. Nerede olduğunu bilmiyordu, düşman reviri de olabilirdi. Toz ve çığlıklarla dolu odada herkes hareket halindeydi ve herkesin üzerinde ya kendinin ya da başkasının kanı vardı… Biraz daha düşününce bu vahşetin ortasında düşman askerini kimsenin tedavi etmeyeceğini fark etti. Sağ tarafı adeta içeriden yanıyor ve ne yaparsa yapsın doğrulup haline bakamıyordu.  Hareket etmeye çalıştığını fark eden bir hemşire yanına geldi;
– “ Ben Guezza Reviri hemşirelerinden Tutku, durumunuz çok riskli, şarapnellerin hepsini çıkaramadık ve çok kan kaybediyorsunuz, şimdiden 30 dikiş attık ama yaralılardan sadece yaşayacak olanlara malzemelerimizi harcamamız gerektiği söylendi, bir santim katgüt bile harcayamayız artık efendim, kusura bakmayın.”  dedi.

Durum vahimden bile beterdi. Uğruna uzuvlarını kaybedenleri bile umursamayan devlet, göz göre göre onu ölüme yolluyordu.  Morto mecâlsiz sesi ile;
– “ Daha yirmilerindeki güzel bir kıza, ölmekte olan bir adamın gözlerine baktıracak kadar ruhumuzu kaybettik mi gerçekten?” dedi…

Tutku, bir tebessüm ile;
– “ Bana iltifat etmek ya da uğruna bu hale geldiğiniz devleti eleştirmek yerine, neden başka bir şeyle uğraşmıyorsunuz? Mesela ölmeye çabalayın, yatak diğerlerine lazım? Şikâyet de etmeyin, bunu bu hale getiren de bu zulmü yapan da sizlersiniz” dedi.

Kara mizaha ve kana boğulmuş bu cephede Morto sanki yarın yokmuş gibi güldü. Sâhi yarını yoktu onun… Morto devam etti;
– “ Belki de insan yaptıklarından değil, yapmadıklarından sorumlu olmalıydı, evet bunu bu hale biz getirdik lakin siz de şikâyet etmediniz? Sizin suçunuz daha fazla.” dedi ve kan öksürmeye başladı yavaşça…

Tutku, tatlı bir şaşkınlığın ardından,
– “Savaş çıkmasa göremezdiniz beni hiç, oradan bakın bir de…” dedi ve tekrar şımarık bir şekilde tebessüm etti.

Morto hüzünlü ve dalgın bir bakışla ;
– “ Bu bir bayrak yarışı gibi; her nesilde bayrağı devralıp koşuyoruz ve söylemeliyim ki;  bazı nesillerde inanılmaz bir performans sergiliyoruz ama unutuyoruz ki parkur yuvarlak.  Bir yere gitmeden tüm hayatımız boyunca koşuşturup şu anki gibi ölüyoruz. Şuan beni hayata bağlayan katgütüm yaralarımdaki değil sizsiniz. Belki de güzelliğinizle hayatta tuttuğunuzdan hemşire olabildiniz…” dedi.

Tutku tebessüm etti ve ilk kez espri yapmadan;
– “ Sizin kadar güzel bir adam ölmemeli. Tanrı’nın espri anlayışı bu olmalı, birilerini sevdirip onları sonra alması… Belki Tanrı da sevdiğine kavuşamamıştır ve tüm bu fiyasko bundan ibarettir. Şu an yatağında gözyaşından buruşmuş mendilleri, yenmiş çikolataların paketleri ile ağlamaktan rimel olmuş yastığında yattığından bize yardım etmiyordur.” Dedi ve duraksadı… Sonra devam etti; “ Ya da belki yoktur ve bunu bildiğimizden devleti sahte bir Tanrı olarak biz yapmışızdır. Bir puttur devlet ve onun uğruna bu yüzden ölüyoruzdur.  Çünkü aksi halde amaçsız olmamız egomuza zarar verirdi.” Dedi

Morto tebessüm ile;
-“ Görüldüğü üzere başarılı biri değilim, zaten özgüvenimi de başarısızlıklarım oluşturur ve devletin altında yaşarken her saniye kaybettiğim bir şeyler oluyordu. Muhakkak devlet bir şeyleri bana kaybettiriyordu ve ben bugün bu savaş arazisinde bu lanet devleti kaybetmekten korkmuyorum. Sanırım tek üzüntüm sizi daha fazla görememek olacak.” Dedi ve derin uykuya daldı…

Ne olursa olsun devlet zararı en aza indirmeliydi. İnsan fazlaydı ve eğer bir gün azalırsa üretmek kolaydı ama paranın değerlenmesi yıllar alırdı. İnsan ise asla değerlenmeyecek bir mahsuldü.  Orduyu yönetenler özel jetlerle kaçabilirdi. Villalarında şarap tadımı yapıp başka ülke vatandaşı olabilirlerdi. Morto gibileri ise bir yalan uğruna, daha birini bile sevemeden ölebilirdi. Kutsal olan vatan toprağı değil, parası olan asil kanlılardı ve Morto ölürken, uğruna savaştığını düşündüğü vatan toprağına bile gömülmeyecekti, diğerleri ile bir ceset yığını oluşturduktan sonra kireçlenip yakılacaktı. Çünkü devletin zamanını almak bile paraylaydı. Ölenlerin çocuklarına değersiz metallerden plâketler verilecek, düşman ile hiçbir sıcak teması olmayan generaller tarihe geçmekle kalmayıp, daha nüfuzlu ve daha zengin olacaklardı.

Tutku, derme çatma revirden dışarı çıkıp toza bulanmış kirli ve ceset kokan havayı içine çekti. Bütün bunlar burada yaşanırken, başka bir yerde şiir yazabilenler var mıydı? Bu savaş hakkında raporlar yazılırken bir araba arızası gibi sadece rakamlarla izah edilecek olması hakaret değil de neydi? Ansiklopedilere girecek ve resmi kayıt olacaklardı;  ama asla âşık olamayacaklardı. Sadece “istatistik” olacaklardı, sadece “teferruat” olacaklardı…  Bu raddeden sonra olanları Tutku da değiştiremezdi ya… “İt ürür, kervan yürür “dü en nihayetinde. İt bizdik ve avazımız çıktığınca ürüsek de kervan maalesef ki yürüyordu… Yürüyecekti de!

TrangBang

Photo: “The Terror of War” by Nick Ut

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)