Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Bir ordunun lastik botları altında uyandık.  Birbirimize zincirle bağlı tek sıra halinde düşeyazarak yürüyorduk.  Bu İkinci Dünya Savaşı’ndan bir kare değildi. Bu onun belki de ta kendisiydi lakin yine de bütün bir sonbahar topladığımız odunlar bile bir mart sabahı bitiyordu, savaş da elbet bitmeliydi…  Sahi bir mart sabahı üşümemek için kazma kürek yakacakken, bir defa geldiğimiz şu hayatta onun için abayı neden yakmayacaktık ki? Savaşın vahşeti değil de, onsuzluğun yoksunluğu çok acıydı.  Evet, Sufî gibi sever ve bunu bir ayyaş gibi söylerdim. Her fırsatta da ona söyledim bunu ama aşk böyledir ya; o gidince, ona söylediğiniz bütün sevgi sözcükleriniz çok az gelir.

Sonra ona az gelen sözcükler, bir başkasına söylenir mi? Bu hercâilik midir bilemem ama içip içip ağlayarak yazmayanlarınız? Onlar nedir?  Allah’ın olmadığını anladığımız ilk an kadar yalnızız derinlerde ve kudretli kafiyelere sahip şiirler de yok. Bu savaş ortamında, bana onsuzluğu değil düşen bombalar, kendim bile anlatamam. Eyyubi için Kudüs ne ise, o da öyle işte! Farklı alfabelere sahip insanların aynı şeyi anlatma çabası…   Geçtim düzensiz şiirleri, beyitlerde bile bulamazdınız ki aşkı? Tanımı olmayan duyguların silsilesi.

Kendimizden feragat etmemiz ve bütün her şeyi bir kelimeye sığdırabilme becerimiz. Onsuz iken,  kitabı daha gelmemiş bir peygamber misali amaçsızız. Tanımı olmayan sanatın tanımı olmayan şeye tanım arama çabası. Belki de binlerce yıldır tartışılan ve sadece şanslı olanların “İşte bu!” diyerek gösterebildiği şey. Aşk herkesin yadellerde olduğu ve kimsenin yurdu için savaşmadığı yer.  Sahi; savaş… Yıkık dökük yerlerden geçiyoruz çıplak ayak ve merak ediyorum bizim fizikî olarak bu binalar kadar hilkat garibesi olmamız mı beterleştiriyor durumu; yoksa askerlerin ruhlarının öyle olması mı?

Derdimiz bu toz toprak üzerine akacak kanımızın çiçek vermeye mahal bulamadan birkaç kere daha bombalanacak olması mıydı? Yoksa Tanrı gücenmesin diye sevdiğimiz kadının adına yeminler etmeyi bırakmamıza rağmen bu halde olmamız mı? Bunları düşünürken olmaktan öteye gidemedik ve bu bizi, tozlu bir harabe altında ölüme götürdü.   Uzaklarda bir yerlerde, buğday, arpa tarlalarında koşuşan çocuklar var. Başaklar gözüküyor sadece ve çocukların saçları…  Oralarda kışın tipiden aylarca yan yana, diz dize tek göz bir evde oturanlar var. Ve biz şehir hayatının her şeyi pahalılaştırdığı yerde, aşkı ucuzlaştıranlar… Tüm bela bundan vuku buldu ya… Öyle fakirdik ki sadece maddiyatımız vardı. Her sabah “Bu savaş bir gün biter.” dedik lakin bilir misiniz binlerce yıldır aşkı betimlemeye çalışır insanoğlu? Ne biz ona bir tanım verebildik, ne de bu savaş bir gün bitti… Aşk belki de anlayamadığımız bir şeyi kabul etmekti?   Yavaşça gün göçüyordu buralardan askerler tüfeklerini, biz ise ruhumuzun beden üzerindeki yetkisini kaldırdık.

Savaşa bir sabah ara verildi. Pazar yerleri yeniden kuruldu ve eğer biz anlatmazsak, başaklar arasındaki çocuklar savaşı başaklardan öğrenemezler ya? Ekmeği silahla başkasından değil de değirmen taşını yontarak elde edecekler. Belki ilk başta utanacaklar ama bir müddet sonra kendileri savaş fikrini beyan edip tekrar başlatacaklar bu mahşeri… Çünkü insan böyledir.  Yine de ne yalan söyleyeyim; ölenler ölse, kaybedenler kaybetse de belki bazıları daha fazla kazanacak ve bazıları fakirleşecek ama ne başaklar savaşacak ne aşk tanımını bulacak…

13576664d1e8a68a07f2146927aecf8cPhoto was taken on flickr.com. Shot by Chris Beesly Photo can be removed if He wants to remove.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)