Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Günlerin uzamaya başlaması gibiydi aşkın büyümesi.  Tam en tepeye vardığında, en uzun günden sonra nasıl günler kısalıyorsa azar azar, o da öyle yavaşça bitiyordu. Bülbül belki her mevsim başka bir güle öter ama peki ya pervane? O sadece bir mumda yanar?

Hem sadece âşıklık değil, maşukluk da zor zanaat… Her şarkıda, yazıda akla gelmek zor iş… Güneşe bakarken güneşin kamaşması,  bütün o kusursuzluğa rağmen, sıradan olma çabası zor iş! Arzu ederdik elbet; hep öyle güzel kalsın kadınlar ve adamlar da hep onlara yakışsın. Kimse ardımızda kalmasın ve gelecek ise hep çiçek kokulu bir mayıs sabahı olsun… Gönül ister herkes sevdiğiyle otursun çimlere, uçuşan taç yapraklar düşsün suretlerimize ve çevremize…  Lâkin kokainin de sınırları vardı.  Hangisi daha ağırdı söylemesi zor; adalelerin çekmesi ve diğer yoksunluk belirtilerinin yarım saatten az bir şekilde başlaması mı? Yoksa; kokainin olumlu pekiştirme etkisi geçince gerçek dünyanın aslında pek de yaşanılacak bir yer olmadığını kabul etmek mi? Ya da durun; en baştan alayım…

Ben, beni tanıyanlara göre yozlaşmış bir gizli ajanım, daha iyi tanıyanlara göre ise poliste muhbiri olan bir uyuşturucu kaçakçısıyım. Unvanım aslında çok basit oluştu. Hükümet her yerde aranılan bir uyuşturucu kaçakçısını bulmak için gizli polis olarak beni atadı.  Hukuk Fakültesi’ni bitirirken kendime kokain kullanmaktan burnu şelale gibi akan insanların yanında bir gelecek hazırladığımı düşünmemiştim.  Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; uyuşturucu kaçakçıları ve müptelaları filmlerde ya da dizilerdeki kadar karizmatik değiller. Zaten olmalarına gerek de yok, çoğu ceset torbası bile olmadan gri bir çöp konteynırı yanında hayata gözlerini yumacak.  Burnu akan, çoğunlukla üşüyen,  zaman zaman titreyen ve gözaltları kazayağı olmuş zayıf insanlar düşünün.  Onlar işte bizim, yani pardon kokainin müşterileri.  Ama konumuz bu da değil, asıl konu daha karışık. Bakalım anlatabilecek miyim?

Daha henüz iyi ya da kötü olmanın tarafını seçmemişken, iyi olduklarını söyleyen silahlı adamlar beni gizli bir görev için kötü olduklarını birçok kez beyan ettikleri silahlı adamların yanına çalışmaya yolladı.  Ve ilk işimde iki tarafın silahlı çatışması arasında kaldım.  Çatışmanın ortasındaki arabada beş kilogram kokain vardı. Birim fiyatını anlatmak için ona beyaz altın diyebilirim. Ama altın daha ucuz. Hem de işçilik masrafı çok.  Düşünün fakir ülkelere teknoloji ile girip sömürüp altınlarına el koydukları halde altın daha pahalı kalıyor üretim bakımından.  Mafya’nın bana güvenmesi için tahmini iki kilogramını arabadan çıkartmam gerekmekteydi. Bu planı insanlar ölürken hemen oracıkta oluşturdum. Çatışma ortasındaki arabaya atlayıp arabayı içindeki iki ceset ile birlikte çalıştırıp çatışma ortamından çıktım. Beni, henüz bölgeyi terk etmeden daha rütbeli polisler durdurdu. Onlarda zaten kaydım vardı. Onlara delil olsun diye iki kilogram bıraktım. Üç kilogramı da ben aldım. Ama sonra dahiyâne bir fikir ile bunun bir kilosunu saklamaya ve hatta belki satmaya karar verdim.  Hayatımda kazandığım en güzel 150.000 kâğıttı.  Mafyaya ise iki kilo verdiğimde, kaçırabildiğim için kahraman ilân ettiler.  Ailenin Soldato’su olmuştum bile.  Capoları tanıyor, polislikten kazandığımın 5 katını kazanıyordum.  Bu noktadan sonra karıştırmamanız adına Polis için “teşkilât” mafya için “aile” diyeceğim. Teşkilâttakilere gelirimi sadece 10.000 kâğıt olarak gösterdim ki diğer 10.000 bana kalsın. Kayıt dışı vergisiz kazanç.   Bana dinleyici de takamıyorlardı. Can güvenliğim onlar için mühimdi.  Aşçıları da tanıyordum. Yeni gelen aşçılar malı düzgün yapamazlarsa onları işten çıkartıp sigorta primlerini yatırmayı kesemezdik. Vurur ve fırına atardık. Sonra közü ve kemikleri bazen denize döker bazen toprağa gömerdik.  Aşçı işini iyi yapıyor mu kontrol edebilmem için işin nasıl yapıldığını öğrettiler.  İşin komik yanı, hem nasıl yapıldığını biliyordum hem de nasıl satıldığını. Aile babamız sadece korku saldığından en tepedeydi.  Aslında herkes kim olduğunu biliyordu. Sadece asla yeteri kadar delil olmuyordu.

Pekiyi,  Soldato olmak güzeldi ama bir sonraki hamlem ne olmalıydı?  Ve bir anda hukukî eğitimimin aile için muazzam bir plan kurmamı sağladı. Afrika kökenli uyuşturucunun yakalanma riski çok azdı. Biz hep Avrupa içinde ticaret yapmıştık.  Oysaki örneğin; Nijerya ile bu ülkenin güvenlik birimlerinin arasında irtibat sağlayan bir anlaşma yoktu.  Biz neden direkt Nijerya’dan Avrupa’ya satmayacaktık ki?  Hem bu işi Türkiye’den de yönetebilirdik? Türk polisi yakalamadığı sürece sorun olmazdı? Hem Nijerya’da işçiliği geçtim insan hayatı bile ucuzdu.  Polise rüşvet vermek nasıl zor olabilirdi ki?

Burada bir dakikanızı ayırmanız adına hikâyeyi bölüyorum;  Bu plan çok uzun uğraşlar sonunda aklıma gelmiş bulunmaktadır. “Ee, yani?” diye okumayın. Size normalde aileye birimi 150.000 kâğıda gelen bir şeyi 200.000 kâğıda satmak yerine 75.000 kâğıda gelecek bir şeyi 300,000 kâğıda satmaktan bahsediyorum.  Ve yakalanma riski yüzde otuz dokuz daha az.   Ama alıcı değiştirmemiz, büyük bir savaşa patlak verecekti. Bu noktada ben ne yaptım biliyor musunuz?  Bu işin organize bir uluslararası suç olduğunu tasdikledim.  Ailemiz zaten müşterisi olduğu yurtdışı –tabiri caizse- karteli ile savaşamazdı. Gücümüz yetmezdi ama polis kimliğimle Федера́льная слу́жба безопа́сности’i devreye sokup rakibin yaşam standartları daha rahat diye çoğu Rusya’da yaşayan büyük başlarını yakalatıp bu savaştan en az zararla çıkabilirdim. Interpol’e haber vermeden iki ülkenin güvenlik güçlerini ortak operasyona göndermek riskli olsa da, Kartel’in ben bürokrasiye takılı kalmışken beni, paramı harcamadan öldürmesine göz yumamazdım. Hem Interpol operasyon başarıya kavuşursa ses edemezdi. Böyle olabilir miydi? Böyle olmadı, daha güzeli oldu. Ha bu arada “Федера́льная слу́жба безопа́сности” nasıl mı okunuyor? “Federalnaya slujba bezopasnosti” diye… “Bu da ne lan?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu; Rusya Federal Güvenlik Servisi, kısa adıyla FSB.  Ne çok hava attım değil mi?

Neyse zaferimi anlatmaya devam edeyim; Savaş sırasında babamız, Under-boss’ımız ve dört Capodecina’mız vefat etti. Geriye kalan -biri ben olmakla birlikte- dört Soldato ve bir Capodecina olarak karar vermek zorundaydık. Tek kalan Capo yetki almaya çekindi çünkü baştaki her zaman öldürülürdü. Zeki bir adam olarak yetkiyi dört Soldato’dan birine vermeliydi.  Bu savaşı başlatan olarak ilk başta nefret edilen kişiydim. Ama bir avantajım vardı. O da şuydu ki; Baba, Capolar’a güçlü oldukları ve onu yerinden edebilecekleri için tüm aile işleyişini anlatmaz. Ama ben kahraman ve ezik bir Soldato olarak zaten yerine göz dikemezdim.  O yüzden işi istese de istemese de öğrenmiştim.  Ayak işlerini yaparken bütün depoları ve laboratuvarı öğrenmiştim. Ve bununla birlikte diğer Soldatolar sadece emir komuta zincirinde halka iken ben Associateler ile arkadaştım.  Yani ailede belki seviyem düşüktü ama kilit adam bendim. Ve Nijerya işini yürütecek tek kişiydim.  Tek kalan Capo’muza kartel bizi öldürmesin diye kirli polislerim ile onları FSB’ye yakalatacak kadar da zeki olduğumu kanıtladım.  O beni polisle çalışmayı akıl etmiş başarılı bir Soldato sanıyordu. Polis ise beni, mafya düzeneğine sızmış ve yükselmiş başarılı bir polis sanıyordu.  Sahi, hangisiyim ben de bilmiyordum o noktada.

Asıl zorluk beş ay süren pazar savaşı veya KGB’nin yani pardon; yeni adıyla FSB’nin karteli yakalayacağına güvenmek değildi. Asıl sorun ben, geçici olarak Don olduğumda bunu polise nasıl açıklayacaktım?  Nijerya planımın beğenildiğinden ve artık zengin olduğumdan bahsedemezdim. Bu yüzden polise daha farklı bir hikâyeyle gittim. Zaten Kartel’in aranan adamlarını FSB’ye yakalattığım için Teşkilât’ta efsane olmuştum. Her şey emrime amadeydi. Kimse yaptığım işe karışmıyordu. Mafya parasının bir kısmı benim sayemde tekrar devlet kasasına geçtiğinden maddî olarak da bir şey talep etmeme gerek yoktu. Kendime ait bir birimim vardı.  Mafya patronu ve yüksek rütbeli bir polis olmak nasıl bir duygu biliyor musunuz? Tabi ki bilmiyorsunuz, merak ediyor musunuz peki? Tabi ki ediyorsunuz.  Şöyle anlatayım, bütün dünyanın devlet adamlarına bakın, öyle bir duygu işte…  Peki, kendi üstlerime Teşkilât’taki açıklamam neydi biliyor musunuz? Neden patron öldüğü halde aileden çıkamayacak olmam? Çünkü ailenin bir Consigliere’si var dedim; onu yakalamak için ailede kalmalıyım ki en mikro-ekonomisine kadar bu aileyi çökertelim. Consigliere ne midir?  Sanki diğer rütbeleri anladınız da bir de bunu merak ettiniz… Anlatayım; Consigliere, patronun bizzat fikir danıştığı yüksek eğitimli, kâğıt üstündeki temiz adam.  Aileden değil, haricî danışman.  Bazen avukat bazen hâkim bazen ise muhasebeci hatta belki Emniyet Genel Müdürü…  Peki, o adam nasıl bu aileyi savaşa sokmama izin verdi veya benim polis olabileceğimden şüphelenmedi biliyor musunuz?  Çünkü bizim ailemizin bir Consigliere’si yok.  “Ama ben daha demin Teşkilât’takilere var dedim?” değil mi? Patron her şeyi kendi not alan muazzam bir ekonomistti. Yani o evraklar zaten aile merkezindeki masamda.   Aslında polis bana kendimi yakalayayım diye para veriyor.  Aile ise karteli bitirdiğim için ve polisi atlatabildiğimden bana çok çok para veriyor. Hatta artık parayı ben onlara veriyorum.  İlk senemizin başlarında hayatımı en baştan sonuna kadar tekrar dört milyon beş yüz bin dört kere yaşayacak kadar para kazanmıştım.  Evet, sadece telefonla iş halledip para kazanıyorken sıkıntıdan bunları hesaplıyorsunuz.  Ülkedeki bütün spor takımlarını satın alıp, ulusal ligleri kapattırabilirdim.  Belki biraz sanata yönlenirdiniz.  Polislere ise sürekli olarak rakip aileleri yakalatıyordum. İç Güvenlik bu sebepten rahattı. Bir yıldır hayâli Consigliere’yi yakalayamıyordum ama bu ailenin başında iken dört tane ağır suç şebekesi çökerttim. Çünkü herkes bizim ailemizle iş yapmak istiyordu. Ben de onları ispiyonluyordum.  Ben Soldato olarak girdiğimde bu aile ülkenin organize suçunun yüzde on dokuzunu oluşturuyordu. Şu an rakipsiz olarak yüzde yetmiş ikisi biziz. Geriye kalan ise küçük çaplı siyasi örgütler. Konferans vermemi isteyen binlerce üniversite vardı ama işi daha bırakmadığım için güvenliğim açısından Teşkilât bunları reddediyordu.  Escobar gibi meclise girmektense yeni bir devlet kurabilirdim.   Artık olay para ve güç değildi.  Artık ne zaman anlayacaklar diye bekliyordum.  Birinin odama dalıp küfür ederek ateş etmesini bekliyordum.  Ama hiçbir zaman ayıkamadılar.  Kârı artık almama gerek dahi yoktu. Hemen hemen her ülkenin para birimini görmüştüm.  Sadece para kazanıp güzel kadınların anüslerinden kokain çekmedim.  Yedi dil, dört dans türü,  sekiz enstrüman ve ebru sanatının kursuna gittim. Daha doğrusu hocaları ofisime geldi.  Ve hepsini çok iyi konuşurum, yaparım, çalarım. Ebru sanatının neden kursunu aldım, bilmiyorum.  Kurslarda çok güzel kadınlar oluyor dediler lakin ben zaten birebir ders alacağımı unuttum sanırım. Zengindim, doğru ya!

Onlar asla ayıkmadılar. Ailede ara sıra küçük isyanlar çıkıyordu ama polis olmamdan şüphe eden yoktu.  Hatta sonradan aldığım bir habere göre şu suç oranının az bir kısmını kapsayan örgütlerden biri kirli polisler vasıtası ile bana komplo kurmaya çalışmış. Ama zaten rütbem gereği ilk benim haberim oldu.  Şeytan’ın vücut bulmuş haliydim ama ironik olan Şeytan’ı her şey bittiğinde cezalandırması beklenen Tanrı da bendim. Kirli polislerin kim olduğumu ortaya çıkarabileceğini düşündüm.  Bu yüzden tanık koruma programı ile başka bir ülkeye irtica etmek istediğimi Teşkilâttakilere beyan ettim. Onayın çıkması uzun bir zaman alacaktı. Ben de ileride Consigliere olarak tutuklayacağım yeni bir finans danışmanı tuttum. Ona, benim tutuklanmama sebebiyet vermeyecek bütün kayıtları verdim.  Bunlara çalışmasını tembih ettim. Yakalanınca işkencede istemese de ötecekti. Eğer kayıtlardan habersiz olsa sessiz kalabilirdi. Ama artık dayak yememek adına konuşacak kadar biliyor olacaktı işleri.  İfadesinde benim patron olduğumu söyleyecek ama Teşkilât zaten benim patron olduğumu biliyor. Sadece sandıkları gibi bir patron değilim. Çık çıkabilirsen işin içinden!

Bu arada ben bütün paramı İsviçre’deki bir hesaba yollayacaktım. Hem de kendi adıma bile değil. Kimin adına biliyor musunuz? Tanık koruma programındaki adıma. Evraklarım çıktığı gibi yolladım.  Burada gerçek adım ve çok temiz bir sicille duruyorum.  Teşkilât ise Tanık Koruma Programı’ndaki adın sicilini takip etmekle asla uğraşmaz.  Çünkü o zaten yeni doğmuş bir bebektir. Gizli tanıklığım ile dört ay süren mahkemede emin olun yüzümü her gören aile bireyi şaşkınlıktan ölebilirdi.  Büyük bir mafya ailesini çökerttim. Dava sonuçlanınca Tanık Koruma Programı ile korunan eski bir temiz polistim. Ama aslında ne Teşkilâttaki yeminimi ne de omertà sözümü tuttum. İki tarafın da öldürebileceği azılı bir suçluydum. Artık değilim.  Artık zengin bir insanım. Üstelik ne polis olduğuma dair bir belge var ne de mafya babası olduğuma dair…

Büyük bir başarı gibi duruyor değil mi? Değil! Hani şu Rus Polis Teşkilât’ı var ya hava attığım, hah evet FSB, kartelin en baş iki adamını serbest bırakmış. Gazeteler yazmasa da Interpol ajanını yakalayan FSB her yerde alay konusu oldu. Evet, doğru duydunuz. Kartel’in başındaki iki adam siktiğimin Interpol ajanıymış! Şuan FSB façasını düzeltmek için her yerde beni arıyor. Adamları dinlemeden hapse atmışlar! Interpol de FSB ile organize olurken haber vermedim diye beni arıyor. Zaten Teşkilât an itibari ile uluslararası suç işlemiş olduğu için beni arıyor.  Mafya ve Kartel zaten en başından beridir beni arıyor.  Teşkilât Tanık Koruma Programı’ndaki adımı tekrar incelemiştir. Büyük olasılıkla İsviçre hesaplarıma şaşırmışlardır. Paramı geri alamazlar ama beni Interpol’den saklayabilecek bir ülke yok. En azından gidebileceğim bir ülke yok.  İlk uçak rezervasyonumda yakalanırım. Ucuz yollardan gidemem çünkü büyük olasılıkla Kartel’in başındaki ajanlar Tanık Koruma’daki adımı Interpol’den alıp Kartel tetikçilerine vermiştir.

Ortalarda bir yerlerde ayıkmalarını ve kapıyı açıp birinin küfür ederek beni vurmasını beklemiştim ya hani?  O hissiyata geri döndük.  Bu sefer küfürler farklı bir dilde olacaktı ama Allah da kahretsin ki yedi tane dil kursuna gittiğim için büyük olasılıkla yine de anlayacaktım!  İlk önce bütün paramı silah ve korumalara yatırmayı düşündüm. Ama aciz hayatım için daha fazla kişinin ölmesine göz yumamazdım.  Hem zaten bir kişi olarak üç hayat birden yaşadım.  Polis olan ben, Mafya olan ben ve de Tanık Koruma’daki ben… İsa’nın bile sadece iki hayatı oldu. Üçü ilerde yaşayacak diyorlar ama tabii dünyaya tekrar dönerse… -ki dönmeyecek bence, ilk geldiğinde adamı çiviyle tahtaya çaktık-

Polis olduğum hayatımda şunu öğrendim ki; ortalama bir insan tüm hayatı boyunca üç milyar kere kalp atışını duyuyor ve bunu zamanla göz ardı edebiliyor. Vicdanını neden göz ardı edemesin?

Mafya’da olduğum hayatımda şunu öğrendim ki; satın alamadığın biri karşına çıkarsa o mevkiye satın alabileceğin biri gelene kadar hepsini öldürmelisin ve bir de kalp atışından daha fazla silah sesi duyabiliyormuş insan, şaşılasıdır ki onu da göz ardı edebiliyor…

Bu hayatımda öğrendiğim şey ise; Komünistler ile iş yapmamam gerektiği… Öğreneceğim şey ise; insan şakağına dayadığı bir silahın tetiğini çektiğinde ölmeden önce o sesi duyabilir mi yoksa kalp atışı ilk kez silah sesini bastırabilir mi?  Ya da vicdanı gibi, diğer silah sesleri gibi onu da önemsemeden geçebiliyor mu? Şimdi onu göreceğiz…

En baştaki güzel aşk masalı girişini hatırladınız mı? Onun yoksunluğunu çekmişsinizdir itiraflarımda. Ben onun yoksunluğunu nasıl çekmeyeyim ki? Kokain aslında mezolimbik yoluna etki ederek bağımlılık yapan bir çeşit alkaloiddir.  Yok, böylesi çok masum oldu. On iki gramı bile öldürücü olabilen bir uyuşturucu için çok tatlı bir açıklama yaptım. Zulamdan bilmem kaç kilo kokain alıp burnumdan çekeceğim ve yeteri kadar kötü hayâller başlamadan şakağıma dayayacağım silahla intihar edeceğim.  Biliyorum bazılarınıza göre bu hikâyenin kötü adamı benim ama şunu unutmayın ki insanların seçimleri yoktur; yönelimleri vardır. Bu notu bulup okuyacak olan ajan, rütbe atlayacak. Sizin ise hayatınızda şu ana kadar bir değişiklik olmadı. Bakın aynı seçimi yaptınız o ajanla; ama yönelim farkı burada devreye girdi.  Son anımda çok karizmatik bir şey söyleyip hatırınızda kalacağımı mı düşündünüz? Ben de tam bu noktada karizmatik bir şeyler yazmak isterdim ama maalesef ki bütün üst solunum yolumu kokainle doldurmak daha cezbedici…  Uyuşturucu birkaç dakikaya etki edecek, birlikte geriye doğru sayalım mı? Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi, elli altı, elli beş, elli dört elli üç, elli iki, elli bir, elli (derin nefes), kırk dokuz kırk sekiz, şairler, elli, ay, parıltı, süpürgeotu…

84ed629c0920e1fa381449de7c65b43b
Görsel; çoğunda olduğu gibi bu yazımdaki görselin de kime ait olduğunu bilmiyorum. Aydınlatırsanız sevinirim. Emek hırsızlığı yapmayalım.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)