Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Zifirî karanlık bir odunluktaydılar, cılız ampulden çıkan ışık henüz yere değemeden gücünü yitiriyordu. Kadın sandalyeye neden bağlı olduğunu bilmediği halde, ona bağlıydı ve adam ise ayakta, bir yandan sigara içip bir yandan da konuşmaya başladı;

– “Güzelliğini fotoğraflardan hatırladığım bir aşk hikâyesi bu; kanlı-canlı karşımda iken cemâline bakacak cesareti bulamadığım…  Zen, karlı patikalarda ayak izi bırakamazdı çünkü bıraktığı izlerin emsâlini taşıyabilecek bir düzlem yoktu. Ama bunu da daha sonra öğrenecektik. Şu an kafamızı kurcalayan şey Atlas’ın gök kubbeyi taşıyabilmesi değildi de o güzelliğe Zen’in sahip çıkabilmesiydi.  Zen böyle bir kadındı.  Bilir misiniz, böyle kadınlara âşık olmak farzdır bütün güzel dinlerde? Ben de görevimi yerine getirdim ve ilkokul çocukları gibi masum bir şekilde sevdim onu. Eli değmedi elime, arada rüzgârla yüzüne düşen kumral saçlarını kulağının arkasına geri koydum,  ancak o kadar temas edebildim. Gün geçtikçe “alışır, dokunur, sever, öperim” dedim ama ne desem nafileymiş onu anladım. Bir kere eline değemedim Zen’in. Bir kere öpemedim onu. O da hayrandı aşkımıza.  Onla ilgileniyor olmamı veya ilgileniş tarzımı değil de beni seven, tek sevgilimdi. Hatta hayatımdaki tek aşk oydu diyebilirim. “Bütün aşk hikâyeleri biter “ derler… Haklılar da…  Ama bazı hikâyeler hem anlatmaya değerdir hem de tekrar tekrar okumaya… Bazı kitaplar biterler ve raflarda bir daha gün ışığı bile almadan kalabilirler. Bazıları başkalarına ödünç verilir ya da hediye edilir… Ama bazı hikâyeler peşinde öyle bir his bırakır ki arka kapağını kapattığınız anda hüzünlenmeye başlarsınız. O hikâye öyle bir iz bırakır ki tarifi veya dermanı yine sadece o hikâyededir.  Ondan sonra okuduğunuz her kitap sadece o hikâyenin tadını yeniden alma çabanızdır mâmafih o tat sadece o hikâyededir. Aynı yazarın başka hikâyesi bile paklamaz sizi. Bu işte öyle bir aşk hikâyesiydi ve maalesef ki bir gün bitti. Bir ayımın kaldığını öğrendiğimde ne onu ne de kendimi yıpratmamak adına bu hikâyeyi bitirdim. Farkında bile değil neden ayrıldığımın… Ona sevgilisinin ölmekte olduğunu söyleyemezdim. Ama sonra ölmeden önce bir kadını öpmek istediğime karar verdim. Onu öpemiyorum çünkü çok güzel, tekrar gidip barışamam da çünkü ben ölünce kahrolur. Haliyle seni kaçırdım. Bu; buraya bağlanma hikâyen… Maske takmamış olmam dikkatini çekmiştir.  Çünkü zaten öleceğim. Tutuklanmak korkularım arasında değil.

Hani her zaman derler ya “Son günün olsa ne yaparsın?” diye… Hep klişedir cevaplar; “Sevdiklerimle geçiririm” veya “Bilmem neredeki bilmem neyi görmeye giderim”… Ben ilk önce bu özel meseleyi halledeceğim. Sonra seni serbest bırakacağım. Polise gidip ihbar etmek senin elinde… Çünkü ben senden sonra zaten birkaç suç daha işleyeceğim. Bir kaç yer soyup sevdiklerime güzel hediyeler bırakacağım. Biraz para belki de… İnsanın gerçek yüzü ölürken belli olurmuş. Sanki Aztekler’i yok ederken buna “Keşifler Çağı” dememiz gerçek yüzümüzü göstermiyormuş gibi…  Uydurduğumuz Tanrılar’ımız bile kibirli… Bir tane din yok ki Tanrı’sı “Aman, ne yasağı yahu?”  demiş olsun… Evet, şimdi seni dinliyoruz.”  Dedi ve kadının ağzından elektrik bandını bir çırpıda çekti.

Kadın çok soğukkanlı bir tavırla;
-“ Rujumu bozduğunuza eminim.” Dedi, iki üç saniye boyunca etrafa baktı ve iç geçirip bıkkın bir şekilde adama;
“Adın ne?” dedi…

Adam;
-“ Jevan” dedi ve kadının soğukkanlılığından rahatsız oldu.

Kadın devam etti;
-“ Ben de İnanna… İnsanlardan, özellikle çok sevdiklerinden gerçeği saklamamalısın. Beni o kadını düşünerek öpeceğini ikimiz de biliyoruz. O tutkuyu ben de tatmak isterim belki ama bence sen bu kadar da aşağılık olamazsın. Senin kaçınılmaz sonu bekliyor olman, intihar etmemen bile umut barındırıyor senin için…” dedi…

Jevan;
– “İntiharı düşündüm başta ama yazdıktan sonra şişeye koyup denize atacağım intihar notunun, vuracağı bir kıyısı bile yok bu şehrin, bütün sahil hatları denizden metrelerce yüksek ve beton… Hem öyle ya da böyle hepimiz kaçınılmaz sonu bekliyoruz. Bekleyeceğimiz sürenin bir önemi var mı? Sen de intihar etmiyorsun gayet? Mezbaha önündeki koyunlarız. Sıramızı bekliyoruz ve bunun farkında bile değiliz.” Dedi.

Jevan haklıydı, Inanna ise birazdan haklı olacaktı… İnanna söze girdi;
– “Kadim dinlerden biri der ki; “İyi olanların en iyisidir doğruluk, Işıltılı amacıdır Dünya üzerindeki yaşamın…” Git ona gerçekleri söyle bakarsın aşk mucizelere gebedir zaten?”

Jevan, Inanna’nın ellerini çözdü.  Özür dilercesine boynu büküktü ve bir sigara daha yaktı. Söze girdi;
– “ Kaçıra kaçıra en bilgelerden birini mi kaçırdım gerçekten? Beni affetmenizi istemeyeceğim ama üzgün olduğumu bilin.” dedi…

İnanna, Jevan’a yaklaşıp ona ;
– “ Sana bir hikâye anlatayım;  Sümer inancında Zirvelerin Tanrıçası’nın bir gün hayatının aşkı olan Dumuzi’yi ve bütün tanrıçalık vasıflarını bırakıp Ereşkigal’ı ziyaret etmesi gerekir.  Ereşkigal, Tanrıça’nın kız kardeşi ve Yeraltı Tanrıçası’dır. Hikâyeyi kısa tutacağım, madem sadece bir ayın kaldı… Ereşkigal, bizim güzel Tanrıça’mız yanına gidince, onu tekrar Zirveler’e yollamaz ve esir tutar ancak Zirvelerin Tanrıçası bir şekilde, kurtulabileceği bir yol bulur.  Eğer yerine birini bulursa Yeraltı Dünyası’ndan çıkabileceğini öğrenir. Hemen dünyasına gider ve durumu biricik aşkına anlatmak ister. Bir de baksın ki ne görsün? Biricik aşkı Dumuzi, Arş’ta onun tahtına geçmiş gününü gün ediyor?! Onu unutmuş bile! Hemen onu seçer ve kendi yerine Yeraltı Dünyası’na yollar. Düşünsene; Tanrıça oysa ki, Dumuzi ile evlendiğinde öyle mutlu olmuştu ki o tarihler Paskalya, Hıdırellez ve birçok farklı adda kutlanır lakin yine de Dumuzi onu unutmuştur.  Aşkın gebe olduğu mucizesi budur; çok çabuk geçer ve gider…

Sen de unutulacaksın işte, herkes unutulur.  Aşk böyledir. “ dedi…

Jevan merakla sordu;
– “Belki Tanrıça bilmiyordur aşkı?  Neden o kadar Tanrıça’yı savundunuz ki?”

İnanna cevap verdi;
-“ Çünkü o aşkın da tanrıçası idi… Ve inanın sanırım  ben de alıkonulunca anlayabiliyorum onu…”dedi ve tebessüm ederek yerden çantasını alıp dışarı çıkıp gitti…

Jevan tüm gece öleceğine mi üzülsün yoksa İnanna’nın haklı olmasına mı bilemedi… Sonunda cılız ampul patladı ve tamamen karanlığa boğuldu. Işık gidince onu, sevenleri bile göremezdi. Belki de o yüzden kadim dinlerde ışıltının sembolü olan ateş yaşamla bir tutulmuştu. Çünkü sevenlere birbirlerini gösteriyordu ve yaşam gidince onun da cismi unutulacaktı. Bunu bilmek ise; -yani- insan ırkının hercâi olduğunu bilmek ise; bu yalnız utançtı. Belki de yüzümüzü karartan ışığın sönmesi değildi de ırkımızın binlerce yıldır süregelen utancıydı?

s2oneh2

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)