Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Kalû Bela’dan beridir Celle Celalühu’ya bakıyordu. Ne kendisini biliyor, ne de O’nu idrak ediyordu…  Belki de en mutlumuz o idi, ne kendini biliyordu ne de kâinatı…  O bir Muheymin Meleği idi; Rabb’in cemâline dalıp gitmişti. Ne Şeytan’dan haberdardı, ne ondan da kötü olan insan ırkından…  Yaratıcısına öyle vurgundu ki aşk efsununun etkisi asla geçmez deniyordu.  Mevzusu da buydu zaten; tek yükümlülüğü O’na dalıp gitmekti…

Ne insan ırkı ondan haberdardı ne de o insan ırkının farkındaydı… Öylece seyir hâlindeydi ki belki neyi izlediğini bile bilmiyordu…  Gözü fiilen O’ndan başkasını görmüyordu. En şanslı melâike olsa gerekti… Felek onu es geçmiş olmalıydı.  Allah öylesine “her şey”di ki kıyamet kopmayacak olsa dâhi Muheyminler seyri bitiremeyecekti… Gözünü değil kalbini bile O’ndan alamıyordu.  Her anı vuslattı ve her an O’nun vaslına eriyordu.  Şâhidi ve âşığıydı, her şeyi ve her hâli kaynağından görüyordu… Betimlemeye çabalamak şüphesiz isterdi ama seyre dalmak varken, ne gerek vardı ki? Cemâline cenneti bile yakıştıramazdı çünkü cennetten bîhaberdi.

Sonra –nasıl oldu bilinmez- O’nun seyrinden anlık da olsa uzaklaştı ve bu Havva kızını görmeye nail oldu. Bir neşter yarası gibi kesin ve ayırıcıydı güzelliği, teni ölüm soğuğu kadar beyaz, gözleri ölüm kadar kara idi. Böylece ölümün de ne olduğunu idrak etti ve bir anda âlem ona zahir oldu. Kadın öyle güzeldi ki, Rabbi ile melek arasına bir anlık da olsa girebilmişti lâkin bu bir teşbih değil aşk hikâyesiydi, Müheymin Meleği Arş’a dönüp seyir ü sefa sürmeye devam etti. Aklı kadında kaldı mı bilinmez ama hâkim olduğu işe devam etti. Çünkü aşk; rakibi yokken birini seçmek değil, kimler ve neler olursa olsun, sadece birine meftun olmaktı…

c52e03eec1b93d1b2aa9168e584b6e09

Görsel; Paul Gustave Doré, “Angels”

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)