Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Cennet

Nihayetinde ya Prometheus ateşi vermişti ya da Adem elmayı yemişti. Bir şekilde kuruldu sadr-ı kürede yaşam ve olan yine bizlere oldu. Başlangıçta insan tamah edebilir sanılıyordu lâkin asla yetmedi! Bu berrak sulardaki şavklar bile kâfî gelmiyordu ademoğlu ve havvakızlarına… Kadir olduğu farkındalık ona neler yaptırmıyordu ki?

Öyle bir yerdi ki burası; en yüce dağlar bile çimenle örtülüydü. Gök hep masmavi, engin denizler hep kudretliydi. Her şey ayaklarına seriliydi ve artık elde etmenin bir tadı yoktu. Her şey kusursuzdu. Tanrı -ya da artık her kimse-, işini çok ciddiye almış olmalıydı. Her zaman daha güzel bir tepede daha güzel bir sofra kurulurdu, herkes bir enstrüman çalıyor ve herkes eğleniyordu. Tek sorun vardı o da her şeye kadir olduklarından, tartışmalar çıkmıyordu, insanlar hararetle hikâyeler anlatmıyorlardı, sadece kusursuz oluyorlardı. Cennet ehli, hâlinden memnundu elbet; ama bir kişi vardı ki gözlerini dünyaya dikmiş izliyor ve bundan keyif alıyordu. İsterdi ki onlar gibi olsun, hatalar yapsın, bir enstrümanı yılları karşılığında öğrensin. Alkollü iken istifra etmemek için çabalasın. En mühimi ise, sevebilsin bir kadını, uğruna gece karanlığında yolunu kaybetsin, onu görünce şirk koşmamak için başını öne eğsin… Sonra hikâyeler anlatsın ona ve ne kadar sevse de tartışsınlar arada… Barışmak için bin bir dereden su getirsin âşkına… “Âşk karın doyurmaz” diyenlere söyleyebilsin istedi âşıkken nasıl yemek yiyemediğini… Çünkü bunlardı zaten hayat, mikronluk sevinçlerdi, tıpkı atom gibi ve bir kez açığa çıkarsa enerjisi, inanılmaz boyutlara erişebilirdi kudreti…

Koşarak gidip yalvardı saf nurdan olan Rıdvan Meleği’ne anlattıkça anlattı, istedikçe istedi. Hür irade istedi ve eğer cennette ise her dileği gerçekleşmeliydi. İstedi ki dünyada doğsun ve bir enstrümanı öğrenmek için ortaya yıllarını koysun ama başarılı olamasın, kusursuz olmasın, izmarit kokan barlarda üç beş kişi tanısın. Bir kadını sevsin ve ona âşık olsun. Her gün çabalasın kadını görmeye ve ağlasın göremeyince, kadınla tanışınca biraz daha para kazansın ki hep görebilsin kadını. Kadın da yaşayabilsin istediğince… Tabi ki cenneti hatırlamak istemedi ta ki tekrar uyanana kadar burada...

Rıdvan Meleği cevap verdi ve dedi ki; “Muhakkaktır ki gerçekleşecek her dileğin lâkin her şeyi unutamazsın. O zaman şirke gidersin. Burada mahâl edinemezsin. Zorlu bir yoldur ölüm ve evet inanılanın aksine bir yoldur ölüm. Doğum buradan gidiş yolculuğun ve ölüm buraya geliş biletin. Zaten unutacaksın her şeyi çıkınca buradan ama hatırlatacağız sana rüyalarında ve böylece eğer dönersen geri, çekeceksin cezanı ve affederse Tanrı geleceksin Cennet-i Âlâ’ya… Ve Tanrı emretti ki bana; her hürriyet test edilmeli orada, Sen de imtihana tabisin. Bir hafta yanında kalacaksın fanî dişinin, sonra ayrılacaksın ki ölebilesin huzurla ki gelebilesin buraya, eğer ayrılmazsan herkes kadar tabisin sınavlara ve geçecek ömrün o kızla ama meşakkâtli yollarda… Dişi insanı görene kadardır hatırlatmalarımız rüyalarında, sonra kalacaksın bir başına…”

Kabûl etti bizimkisi, cennet ehli güldü ona ama koyuldu bile çoktan malûm diyara…

Dünya

Artık bir ismi bile vardı fânî diyarda, yirmi beş yaşındaydı tek sorunu garip rüyalarıydı. Aldırış etmemeyi öğrenmişti. Rüyasında meleklerle konuştuğunu düşündüğü için psikoloğa bile gitmişti. Kendini buraya ait hissetmiyordu çoğu zaman ama herkeste vardı aynı hissiyat, hâliyle sıradanlığı kabûl ettirmişti ona hayat… Ve işte herkesin beklediği buluşma; bir gün çok klâsik bir bar sahnesinde çok banâl bir şekilde, “ biz zâten normâl şeylerden haz almayı öğreneli çok oldu” dercesine sıradan bir bakışma esnasında gördü onu. O güne kadar anlamsız gelen rüyaları ona zahîr oldu. Hatırladı o kadının güzelliğinden mütevellit cenneti ve o an fark etti ki o kadını asla terk edemezdi bir haftada…Yıllarını vermişti o enstrümana ve bir anda unuttu tüm fânî yetilerini. Kâbiliyetleri tek tek boş kovanlar gibi düşüyordu ahşap tabana. Müzik duraksayınca, herkes baktı ona ama o havvakızından başkasına bakamadı. Rıdvan Meleği ile olan anlaşması geldi aklına ve “Hürriyetimin yegâne getirisi şüphesiz kime kul olabileceğimi seçebilmektir” dedi. Bir meleğin 25 yıl her gece, her rüyada yapamadığını bir cemâl, rabîalar içerisinde yapmıştı.

Artık kalmamıştı rüyalardan bir eser ve bir hafta da dolmak üzereydi. Hangisini mi seçecekti? Ya da son seçimlerde hangisi mi öndeydi?Bir önemi var mıydı? İnsan kaç bin yıldır kâinatta idi ve geldiği son nokta buydu. Bu adamın seçimi mi mühimdi? Güzel bir aşk masalı mı bu? Yoksa insanın mürailiği hakkındaki bir deneme yazısı mı?

Cehennem

Başlangıçta Şeytan’dan herkes korktu şüphesiz, Şeytan baş melek olsa da bir şekilde insan seçimleri ile iyiyi üstün kılabilirdi. Şeytan’la girdiğimiz savaşta seçimlerimizin ehemmiyeti vardı ama Tanrı öyle değildi. Peki burada seçimler mühim miydi? O kadın olmadan Cennet’e gitse orası “cennet” olarak kalabilir miydi? Ya da kadınla fânî hayata tutunsa, ölümden sonra Cennet’e gidebilir miydi? Belki bu bâkî olan Cehennem değildi ama şüphesiz bu bile insan ırkına kâfîydi. Ge ben hinnom da insan eli ile yapılmıştı ve o da kâfîydi. Hatta Cehennem’e adını da vermişti.

Şüphesiz insanın en büyük sancısı, seçimlerinin aslında -Tanrı olsun ya da olmasın- değersiz olduğunu bilmesiydi. İnsan, kâinattaki ufak bir noktada var olmak için çabalayan ve kendisini sadece kendi ırkından olanlara önemliymiş gibi gösterebilen bir mahlûktu. Hâliyle beraber kalsalar da kalmasalar da seçimlerinin hiçbir önemi yoktu, sonu hep hüsran, hep yeis hep hayâl kırıklığıydı. İnsanın varlığı yel, kâinat ise bir dağ idi. Yel esse de dağ kalırdı.

jesus-is-tempted-by-satan-gustave-dorc3a9-e28093-1865-tempttttttttttttt
Görsel bilgisi; Paul Gustave Doré ‘un muazzam çalışmalarından bir tanesi.

Not: Teşekkür etmem gerekenlere teşekkür ederim.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)