Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Onun âşkı sarmıştı bütün hudutları ve hep dediler ki; “İşgâl mi yoksa fetih mi?” Hârpte bu, duvarın hangi tarafında olduğunla ilgiliydi… Ama bu durumda öyle değildi. Bir koca fenafillahtı zat-ı alisi, duvarın iki tarafında da mevcuttu… Tek ok atmadan, tek kılıç sallamadan zapt etti bütün kalelerimizi, çökmeye yüz tutmuş bir sancaktı bizimki ve savaşmamız nafileydi…

Maddî dünyanın ötesini görebiliyormuş gibi bakardı gözleri, gözcülerimiz sûretine dalıp yitip gitmişti… En yiğitler bile savaşmaya cüret edememişti ve mevzu kaybetmek değildi de ya kazara kazanırsak? Ya fethetmezse bizi? Tek korkumuz işte buydu… Ya vazgeçerse sancağını dikmekten? Ya fethetmeye değmiyorsak? Ya onsuz kalırsak bir ömür boyu? Nefes alışımızda kokusunu duyacağımız kadar yakınken ya kaybedersek onu?

Birlikte denizin bitimindeki yıldızları seyre dalmayı isterdik elbet lâkin o bakarken yıldızlar, zuhur olur muydu? Tan vâkti ve fecir gibi idi gözleri. Gözlerini görünce kuşlar öterdi… Dokuz yılımızı aldı teslim olmak ve kutup yıldızı gibi hiç şaşmadı dokuz yılda! Hep kaldı aynı parlaklığıyla, aynı tatlılıkla…

Zemin, bırakılmış kılıç, kalkan ve gürzlerle dolu… Teslim olduk ona… Âşk bir kaybediş miydi, bir arayış mı? İnsan kaybetmeden, arar mıydı? Arasa da bulabilir miydi? Âşk bir işgâl miydi, bir fetih mi? Bu asla bilinemeyecekti. Çünkü âşıkları surlar da yıllar da ayırsa, hep birbirlerini yanlarında taşıyacaklardı… Nihayetinde gazellere konu olan kadınlar da âşıkları yaşadıkça vardı, methiye düzülen adamlar da…

 

 

 

 

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)