Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

O akşam olacaklardan habersiz işe gitmekteydi Morph. Bu meslekte uzunca yıllar çalışmış ve her zaman beklentileri bir adım öteye götürmüştü… Kendi tabiriyle; “Tek kişilik bir tiyatro”dan sorumluydu. Çok büyük bir güvenlik açığı olmadığı sürece de haklıydı… O gece “tiyatro”da yeni başrôl ile tanışacaktı. Ziyadesiyle endişeliydi. 91’ model arabasını, çalıştığı şirketin önündeki park alanına bıraktı. İşinden gurur duyuyordu. Şirketin adının yazılı olduğu eski tabela, bütçe yetersizliğinden mi yoksa nostaljik bir hava olsun diye mi değiştirilmemişti, bilinmiyordu. O, her gün şirkete girmeden önce şans getirsin diye yaptığı hareketi yaptı ve o eski tabelaya iki kere tıkladı. Tabelada şirketin amaçlarını anlatan ve marka hâline gelmiş adından başka bir şey yazmıyordu; “Tatlı Rüyalar Enstitüsü”.

İçeri girdi, alelacele danışmaya gitti ve;
– “Saat 23:00 randevumuz geldi mi?” diye sordu.

Onu gören danışman ayağa kalkıp saygıyla selam verdikten sonra;
-” Olivia Hanım daha iştirâk etmediler efendim.” dedi.

Morph şüpheci bir bakışla;
– “ Hanımefendiyi arayıp buluşmayı hatırlatın, lütfen.” dedi.

Morph asansöre yönelirken ellerinde evrak olan bir hanım yanına gelerek;
– “ Merhabalar Morph Bey, anladığım kadarıyla jönümüz gecikmiş. Rakip firmanın da kendisi ile ilgilendiğine dair şüpheler var. Ne yapmamızı önerirsiniz?” dedi. Sesindeki çaresizlik bile rakip firmanın ne kadar korkunç olduğunu anlatmaya yetmiyordu.

Morph ve kadın asansöre bindiler. Asansörün kapısı kapanana kadar ses çıkarmadı Morph… Kapı kapanır kapanmaz hafif sinirli ama bir o kadar tedirgin bir ses ile;
– “ Olivia Hanım’a ulaşmaya çabalayın. Gerekirse kaldığı yere gidin. Bu bölgeyi talan edin ve bulun onu. Pasithea, Nyx ve Hyp’i odama çağırın, acil olduğunu söyleyin. Gerekirse Phantasos’u bile çağırın!” dedi.

Kadın, başını çok keskin bir şekilde onay mahiyetinde sallarken;
– “ Emredersiniz” dedi.

Asansörün kapısı açıldı, kadın indi. Morph devam etti ve kendi katı gelene kadar Thanatos’un yönettiği rakip, hatta düşman sayılabilecek Zûlm-ü Şer şirketinin Olivia’dan haberi olabilir miydi, onu düşündü.
Zûlm-ü Şer Şirketi de Tatlı Rüyalar Enstitüsü gibi çok köklü bir kuruluştu. Thanatos, işini “Değer verdiren” olarak tanımlamıştı. Morph asansör kapısının açılması ile ofisine koşar adımlarla gitti ve içeri girdi. Elindeki evrak çantasını daha koltuğuna atamadan, içeri telaşlıca Pasithea, Nyx, Hyp ve asansördeki kadın olan Celia girdi.
Morph Celia’ya:
– “ Phantasos nerede? Onu da çağırın demiştim…” dedi ancak Nyx girer girmez konuşmaya başladığı için sorusu cevapsız kaldı;

– “ Morph, Olivia buraya geldiğinde bir otelde mi kaldı yoksa evlerden birine mi yerleştirdiniz?”

Morph;
– “Otelde kalmak istedi. Her zamanki otelde yer ayırttık, Celia bir haber var mı otelden? ”

Celia odadaki en düşük rutbeli çalışan olarak ürkerek;
– “ Otelde değil efendim. Aşağıdaki danışmanlar buluşmayı hatırlatmak için aradıklarında da ulaşamadılar. Şu an her iki dakikada bir aranıyor ve oteldeki adamlarımız orada geniş çaplı soruşturma başlattı. Başka bir emriniz var mıdır, efendim?” dedi.

Morph, babası ve savunma şefi olan Hyp’e bakıp;
-” Sence Olivia’yı Thanatos mu kaçırdı?” dedi

Hyp;
-”Başka ne olabilir ki?” dedi stressli bir tavırla… Celia’ya dönerek; “Hemen güvenlik güçlerini hazırlayın. Bu bir tatbikat değil, aksine beynin bu nahiyesindeki iç savaşın sesleridir!” dedi.

Şu ana kadar konuşmayan Pasithea;
-” Mantıklı düşünün.” dedi ve küçük bir duraksamadan sonra ekledi; “Biz sadece tatlı rüyalar yapıyoruz… Onlar her gece savaş kâbusları, çatışmalar hatta cehennem tasvirleri bile yapıyorlar, bizim teçizatımız veya mühimmatımız onlara asla zarar veremez.” dedi.

Celia soğuk kanlılıkla;
– “ Maddî olarak bir savaş finanse edemeyiz.“ dedi.

Bir anda odadaki herkes ona garip bakışlar attı. İşin maddî boyutunu nasıl düşünebilirdi böylesine bir vâkitte? Tatlı Rüyalar Enstitüsü’nü ekonomik buhranlardan kurtarması için bel bağlanmış olan jön Olivia, artık düşmanın elindeydi. Morph hiddetli bir ton ile;
– “ Bu şirket, Zûlm-ü Şer ile yıllardır yarışıyor ve ilk kez onları tarih perdesinden silmeye bu kadar yaklaştık. Gerekirse içinde bulunduğumuz bina dâhi  ipotek edilir. Varımızı yoğumuzu satıp Olivia’yı kurtarmalıyız. Aksini değil düşüneni şüphesini dâhi edeni bu topraklardan sürerim! Bu güne kadar en iyiyi yaptık. Bugün de en iyisini yapacağız” dedi.

Hyp tereddütlü bir şekilde;
-” Korkarım ki Celia haklı… Dediğin gibi; biz yıllarca en iyi şekilde hizmet verdik. Neden rüyalar saniyeler sürüyor, bilmiyor musunuz sanki? Seyircinin hayranı olduğu bir ünlüyü saliselerce buralarda tutmak ne kadar masraflı oluyor farkında değil misiniz? Dekorlara harcanan paralar pekii? Zûlm-ü Şer ile yarışamayacağımız tek husus maâlesef ki budur. Maddî olarak denkleri değiliz. Biz en iyiyi hedefledik, seyircinin sevdiği futbolculara, yazarlara, çiçeklere, dekorlara, şairlere milyarlarca lira harcadık. Saniyeler için! Ve bu dekor ve edevat, savaş gibi maâliyetli bir şey için satın alınmadı. Zûlm-ü Şer ise bizim aksimize ışığı karartıp loş bir stüdyoda adları dâhi bilinmeyen bir iki akrep ve bir iki salak yılanla neler yapabilir? Bir düşünün… Kâbusun banâlliğini ve ucuzluğunu düşünün. Evet, tabii ki iyi yapımları da var ama ne kadar sıklıkla? Biz mutlu senaryolar yazsın diye yazar ekibine milyarlarca lira harcarken onlar sadece aksiyon ile aldı başını gitti. Daha kötüsü ise onların aletleri ve dekorları bizimkiler gibi çiçek, peluş ayıcık, pamuk şeker değil… Silahlı adamlar, füzeler, tanklar, tüfekler… Onlar bunlara parça parça yıllardır yatırım yapıyorlar… Biz varı yoğu satsak dâhi onlar kadar mühimmat alamayız maâlesef ki..” dedi ve şirketin hâline acıdı…

Morph;
– “ Yazarlardan, futbolculardan daha değerli bir şey Olivia seyirci için… Olivia seyircinin aşık olduğu kadın! Onu öylece kâbuslara mı meze yapalım? Aklınız alıyor mu ona yapacakları şeyleri? Olivia ile seyircinin kâlbini nasıl tekrar kazanırız, farkında mısınız? Olivia’lı rüyayı binlerce kere tekrar oynatabiliriz. Senaryoya dâhi gerek yok Olivia varsa… Sadece bir tebessüm etse kâfî gelir. Eğer ki kâbus çekilir ve yayımlanırsa bir daha düzeltemeyeceğimiz bir imajımız olur… Batarız…” dedi.

Olivia’nın tatlı bir rüyadan kaçırılıp bir kâbusa sürüklenmesi seyircinin hiç hoşuna gitmeyecekti. Elbette ki Thanatos ve ortağı Phobetor bu kâbusu çekerlerse bunun Tatlı Rüyalar Enstitüsü’nün sonu olacağını biliyorlardı. Şüphesiz Olivia da aşığı olan seyirciyi üzmemek için elinden geleni yapardı ama Hyp haklıydı… Onların silahlı adamları vardı ve kâbus için tiyatrâl yetiye gerek yoktu. Olivia zaten şu an çoktan bir kâbusun içindeydi. Sadece Tatlı Rüyalar Enstitüsü’nün iflası değil aynı zamanda seyircinin morâlinin mahvolması demekti. Bu da günün kötü geçmesi demekti ki bu da zaten yeni kâbus malzemeleri çıkartırdı… Çaresizce oturdular Morph’un ofisinde koltuklara, masaya hatta yere… Bir çare var mıydı? Yoksa çoktan kaybedilmiş miydi her şey?

Pasithea;
– “ R.E.M.’e (*) Beş dakika kaldı. Kâbusu çekmeye çok az kalmıştır eminim… Biz ise başrôlsüz bir şekilde oturuyoruz… Yedek senaryomuz olsa rüyaya girer kâbusun önünü kesmeyi deneyebilirdik. Ancak artık nafile…”

İnsan rüya ile eş zamanlı kâbus göremeyeceğinden plan mantıklı olsa da maddî engeller bu planı da bozuyordu… Tek gün için iki senaryo yazdırmaya para bulamadıklarından ve o gün Olivia’nın olacağını düşündüklerinden oyuncularının hepsine izin vermş olan Tatlı Rüyalar Enstitüsü şefleri için yolun sonu görünmüştü…

Morph;
– “ Biz hep en iyiyi yaptık… Şimdi de öleceksek en iyi şekilde ölelim. Kalkın Olivia için savaşalım.” dedi ve masasındaki telefon ile güvenlik timine operasyon emrini verdi. Kendi bile herkesin öleceği bir savaşa emir verdiğine inanamadı.

Herkes ayaklandı… Umutsuz ama hızlıca lobiye indiler. Tarihin en düzensiz ordusu orada idi… Kravatlar gevşetildi, resmî kıyafet yerini tam kamuflaja bırakacaktı ki Nyx;
– “ Phantasos neredeydi?” dedi…

Celia;
– “Durumu anlatmıştım uzakta idi, varmak üzeredir” diye cevapladı. O anda lobinin camekânından içeri gidonu yüksekte olan bir motorsiklet ile Phantasos daldı. Motorsikleti devirip kaskını atıp lobidekilere bağırdı;

– “ İki dakika sonra R.E.M.’e gireceğiz çabuk rüyaya bağlanın!” dedi.
Morph;
-” Bağlanamayız düzenleme süremiz ve Olivia yok, Zûlm-ü Şer’e ta’arûz edeceğiz, haberin yok mu?” dedi.

Phantasos;
– “ Boş verin ta’arûzu! Düzenlemeyi de boş verin! Rüyaya canlı bağlantı yapacağız tarihinde ilk kez! Çabuk seyirci bunu görmeli, güvenin bana!” Öyle bir haykırdı ki; Thanatos bile irkilmiş olmalıydı…

Morph güvenmekten başka bir çaresi olmadığını bilerek;
– “ Dediğini yapın çabuk!” diye haykırdı…

Hemen en yakındaki kamera kapıldı. Geri sayım yapılırken Phantasos’a Hyp;
-” Ne göstereceğiz planın nedir?” Diyordu ki geri sayım bitti bir anda rüyaya girildi.

Kamera karşısındaki ilk kez bir oyuncu değildi. Bir hissedardı. Seyirci rüyaya giriş yaptığı için Zûlm-ü Şer yönetimi koşup televizyonlarını açtı… Uyku aleminde herkes o an Phantasos’a bakıyordu…

Phantasos birkaç saniye sessizce kaldı. Kamera arkasındaki Tatlı Rüyalar Enstitüsü ekibi içinden “Konuş” diye yakarıyordu…

Phantasos şoku atlatıp konuşmaya başladı;
-” Sevgili izleyici; bu bir rüya ve senden başkası bize yardım edemez. Buraya gel ve işleri rayına koymamıza yardım et” dedi…

Hyp kanı donmuş bir şekilde Morph’a;
– Lüsid Rüya (**)…” diye kekeledi.

Birkaç saniye hiçbir şey olmadı, Phantasos bağırdı;
– “ Olivia tehlikede!!!”

Bir anda yer küre sallanmaya başladı. Vazolar düşüyor, paramparça olan lobi camekânının son camları da yere iniyordu… Ve beklenen oldu… Seyirci artık Rüyalar Âlemi’ndeydi. Lüsid Rüya başarılı olmuştu. Seyirci;
– “ Olivia!” dedi. Olivia yanında bitiverdi.

Phantasos;
-”Thanatasos ve Phobetor’u da çağır süremiz kısıtlı!” dedi.
Onlar da çağırıldı ve bir anda hasıl oldular. Ve yine bir anda yayın kesildi.

Lobideki ordu belki savaş için kâbiliyetsizdi ama iki adamı kolayca zaptedebilirdi. Olivia güvendeydi. Rakibin elebaşları ise artık esirdi… Bir kişinin Rüyalar Alemi’nde de olsa iyilerin kazanması bir başlangıçtı ama yetersiz bir başlangıçtı ama yine de bir başlangıçtı…

Seyirci, uyanınca yaptığı kahramanlığa asla yeterî kadar değer vermeyecekti. Olivia ise asla bilmeyecekti. Yine de ortada bir kahramanlık vardı. Güneşin baktığı açıya göre ağacın gölgesi değişirdi. Ağacın ebadına göre değil…


(*) R.E.M. (Rapid Eye Movement) uykunun rüya görülen evresidir. Adını, bu esnada gözlerin hızlı hızlı hareket etmesinden alır.

(**) Lüsid Rüya (Lucid Dreaming) kişinin rüya gördüğü sırada, rüya gördüğünün farkında olması hâline ve yapılabildiği durumda rüyasına yön verebilmesi hâline verilen addır.

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

Latest posts by Angelus (see all)