Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Gözleri kadar güzel bir sabaha uyandı Alei… Yatağında esnedi masum bir bebek tebessümü ile. Yataktan çıkınca küpe çiçeğine baktı hemen. O da laleleri gibi onun güzelliğinden utanırcasına yere açmıştı ve başı büküktü. Yüzünü yıkamak için banyoya ilerledi. Aynaya baktı lakin onun güzelliğini yansıtabilecek bir ayna var mıydı?

Beyaz dar atletinin üzerine kareli gömleğini giydi.  Dar siyah pantolonunu,  hala ilkokuldaki hali gibi yatağına oturup ayaklarını pantolonun derinliklerine itelerken hafifçe arkaya doğru uzanıp, geri kalan pantolonunu kalçalarından geçirerek giydi.

Tiyatroya vardı. Kahvesini eline aldı ve sahnenin önünde durup tozların üzerindeki ayak ve beden izlerine baktı. Loş ışıkta o izlerin hangi perdelerde olduğunu hatırlamaya çalışmaktan zevk alıyordu.

Peki gerçekte o tozdaki ayak ve beden izleri kadar etki bırakmış mıydı geride? Yoksa, apartman boşluğunda merdivenden çıkarken sensörlü ışıklar tarafından bile fark edilmemiş miydi?

Sahnede oynadığı kadar iyi oynamış mıydı rolünü hayatta? Eski ya da yeni dünyanın yedi harikası sadece döküntüydü onun yanında. Cennet kadar güzeldi bakışları… Belki de dünya için yaratılmamıştı…

Ona aşık olmak Allah Teala’ya tapmak ve bir yandan O’na şirk koşmaktı.  Bilinen hiçbir lisanda onu betimleyecek bir şey yoktu. Lakin o “galat-ı meşhur, lügat-i fasihten evladır” dercesine sıradanlaşmak istedi hayatın içinde. Lakin biri vardı onu farklı gören ve Alei de onu farklı görüyordu.  Çok sevmişti birini ve biri de onu. Sevmek ve öylesine sevmekti ki  hiçbir kelime betimleyemezdi ve betimlese dahi hiçbir mecra bu aşkı taşıyamazdı… “Sevmek”  de bir fiildi lakin… Ve her fiilin çoğu “sıkılmak” idi…

Kahvesinden son yudumu aldı ve tozda yeni ayak izleri bırakmak için kendi olmaktan vazgeçti…

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)