Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

Yorucu bir iş gününün ardından eve geldi. Seslendirme sanatçılığı büyük zanaatti belki ama daha yorucu olanı, eve varınca eşinin yitmiş olduğu gerçeğini bir kere daha kabullenmekti. O vefat edeli üç ya da dört yıl olmuştu.  Bir baba olarak kızına tek başına bakmanın verdiği sorumluluğun dışında her kızına baktığında eşini görmesinin acısı vardı.  Kızının odasına girdi ve biricik kızı Fu’nun ağladığını gördü. Hemen sordu;
– “Kızım, neden üzgünsün bakalım?”

Fu hıçkırarak cevap verdi;
– “Onu sevmediğimi söyledi. Görmeyen biri sevemezmiş. Ayrıca benim tahminime göre görmeyen birine refakat de etmek istemedi.” Diyerek ağlamaya devam etti.

Baba;
– “ Sadece görebildiğini sevenler seni neden hüzünlendiriyor ki, sen bambaşka bir yeteneğe sahipsin” dedi.

Fu tatlı bir ses tonu ile;
– “ Yarın kahvaltıda görüşürüz baba, olur mu?” dedi.

Baba;
– “ Peki, kızım. “ dedi. Yatağın sallanmasından babasının kalktığını fark etti Fu. Bir iki adım sonra kapı açılma sesini işitti ve kapı kapandı.

Biraz daha ağladı Fu.  Bembeyaz tenindeki çillerin kapladığı yanaklar kızarana kadar ağladı. Ne kadar güzel olduğunu göremeyecek olması büyük kayıptı. Asla göremeyecekti bu güzelliği.  Kendi güzelliğinden asla görerek zevk alamayacaktı.  Fu, yatağın üzerinde doğruldu ve tek eli ile yorganı kaldırdı, elinin yardımıyla yastığı bulup düzeltti ve yatağa girdi. Gözlerinin görmemesine rağmen neden uykuyu beklerken gözlerini kapattığını hep merak ederdi.  Hiç görmediği geceyi çok severdi. Çünkü ona anlatılana göre gece insanlar göremezdi. Saçını yorganın altından çıkarttı tam yatacaktı ki kitaplığından bir tıkırtı geldi.   Sonra o tıkırtıyı bir başka tıkırtı izledi, derken kız;
-“ Biri mi var orada  ?” diye sordu ürkerek ve ekledi; “ Baba?”

Karşıdan hiç ummamasına rağmen cevap geldi ve kız iyice ürktü;
– “Evet ve hayır. Yani evet biri var, hayır baban değilim.  Birazdan gideceğim, toplantı burada olacaktı, diğerleri her zamanki gibi gecikti sanırım” dedi.

Fu;
-“Ne toplantısı? Siz de kimsiniz? “dedi.

Karşıdan gelen tok ses;
– “ Masal Karakterleri Toplantısı, ben Leva. Ürkmeyin lütfen.” dedi.

Fu;
– “Leva da kim?” dedi ve yatakta bacaklarını kendine çekip yorganı başına çekti.

Leva kızgın ve şaşkın bir sesle ;
– Leva mı kim? Burada bütün serilerim var işte, okuma zahmetinde bulunamadın mı? Yoksa okudun da beklediğin gibi mi çıkmadım? Dedi.

Fu, bir yabancının odasında bulunmasına değil de onu tanıyamamasına üzüldüğü için telaşlanarak;
– “Hayır, ben sadece Braille alfabesini okuyabiliyorum. “dedi.

Leva kızarak;
-“ Benim kitaplarım Braille alfabesi ile de çıkarılmadı mı? Bunu yazarım ve yayımcımla konuşmam gerekiyor.” dedi ve ekledi; “ Sahi ilk kez ağlayan bir kız görüyorum.  Kirbitçi Kız’ı saymazsak,  o hep dırdır eder. Sen de öyle misin yoksa geçerli bir sebebin var mı?”

Fu, anlatıp anlatmama arasında kararsız kaldı ve ne olacak ki diye düşünüp anlatmaya başladı;
-“ Şey… Soza ‘ya, ondan hoşlandığımı söyledim ama bana inanmadı. Görmeyen biri aşık olamazmış. Asla yürümezmiş. Ve bana güvenemezmiş dış görünüşüm ya bir gün bozulursa ne yapacakmış? Ben makyaj yapamazmışım…” derken sözünü kesti Leva;

–  “ Hevel de  Kain’e güveniyordu. Bak ne kadar ilerledi güvenleri. Kimse kimseye güvenemez ve bence hemen hemen Üç Elma Kızı’ndan daha güzelsin.”

Fu;
-“ Üç Elma Kızı mı? O da kim?

Leva;
– “ Onları da mı bilmiyorsun? Onlar masal âleminin en güzel üç kızı.  Bak anlatayım bir gün bir prens…” derken başka bir ses duyuldu;

– “ Ah bizim çok konuşan Leva, cücelerin en dırdırcısı. Odada eksik olan boyunun bıraktığı boşluğu sesinle doldurursun hep.” Dedi ve güldü.

Leva;
– “A, eski dostum Wenac,  Anka kuşlarının seni öldürdüğünü sanıyorduk.” Dedi.

Wenac;
– Beni bilirsin bir ölür bir dirilirim. “ dedi Gözü Fu’ya takıldı ve devam etti; “ Diğer iki elma kızı nerede? Dedi.

Leva tam da onun Fu olduğunu anlatacaktı ki Üç Elma Kızı geldi. Ve;

– “Buradayız gecikmedik umarız “ dediler.

Weniac pot kırdığını fark etti ve su ikram etti Üç Elma Kızı’na. Bu sırada, başka bir kitabın başka bir karakteri daha içeri girdi;
– Gecikmedim umarım” dedi ve ekledi,  “Kalksana kızın yatağından, onun odasındayız ve bu kadar güzelsin diye şımarma, diğer iki elma kızını ayakta da bekleyebilirsin” diye bağırdı. Sonra elma kızlarını görünce  başını öne eğerek Leva’nın yanına gitti.

Leva;
–  “Tanıştırayım bu ev sahibemiz, kör Fu. Öhöm, yani Fu”
Şövalyelerden birkaçı daha içeri girdi ve birkaç kişi daha Fu’yu Üç Elma Kızı’ndan biri sandı.  Üç Elma Kızı bile uyuz olmaya başladı duruma.

Ve herkes oturacak bir yer bulunca Sir Lancelot;

– “ Arkadaşlar toplantıya her zamanki gibi büyücü geç kaldı.  Bu sırada Fu’nun sorunlarını çözelim” dedi…

Bu önerisini, Fu’yu kıskanan Üç Elma Kızı reddetti;
-“Biz buraya kaderimizi tayin etmeye geldik, bir kızı mutlu etmeye değil” dedi.

Nors mitlerinden fırlamış olanlar bu fikre hemen ısındı lakin adını kimsenin okuyamadığı Fransız karakterlerden biri;
– “ Saçmalamayın, bizim var oluş amacımız üzgünleri mutlu etmek, insanların umutlarını tazelemek.  Onları aşka inandırmak.  Bizler gerçeği reddedenleriz. Bu kızı gerçekler üzdü ise bizim işimiz onu mutlu etmektir .“ dedi.

Ve Tom Waits sesli tahminen odadaki en uzun sakallı olan Kısakuyruk;
–  “Anlat bakalım fındık, nedir sorun?”

Fu şaşkındı başlarda ama hemen alıştı oradakilere,
– “Beni sevmiyor işte ve ben  “görme kabiliyetim mi o mu?” deseler buna rağmen onu seçebilecek kadar seviyorum.” Dedi.

Kısakuyruk;
– “ Onu sevmek için ona ihtiyaç duyuyorsan, bu aşk değildir ki?  Bazı anlar vardır imkânsız şeyler olur. Mesela Üç Elma Kızı’ndan daha güzel bir şey görmemiştik daha önce biz.  Şu küçük İrlanda Cini güneşe gidip geldi ama sana bakamıyor. Güneşe bakabilmişti. Sakallı olan tek Kızılderili’yim.  En değer verdiğimiz şeydir toprak. Hepimiz ona aitizdir. Sen toprak gibi güzelsin diyeceğim ama insanlar toprak uğruna ölüyor.  Bu da toprağı kirletiyor. Düşün sen öylesine güzelsin ki toprağın o yükü olmasa belki cemaline bir az da olsa benzetilebilir. “dedi.

Moran devam etti;
-“Bizden biri olmadığına emin misin? Gerçek dünya için fazla güzelsin.” Dedi.

Gülüştüler. Fu’nun gözyaşlarından eser kalmadı. Teşekkür etti herkese ve tam o sırada bambaşka bir ses duyuldu;
– “ Umarım gecikmedim” diyerek büyücü geldi.

Leva ;
-“ Tabi ki geciktin, senin yüzünden kaç kişi şu kızı uykusundan ettik.” Dedi.

Büyücü;
– “ Bir büyücü asla gecikmez, sevgili Leva, bir büyücü erken de gelmez…” derken Kısakuyruk;

– “ Hayır , sen Gandalf değilsin ve başımızı telif hakları davası ile meşgul etme. Hadi gidelim toplantıya .”dedi.

Herkes, Fu’yu tanıdığına mutlu olduğundan ve ne kadar güzel olduğundan bahsetti Fu’ya ve sonra bir anda sessizlik oldu.  Bu sessizlikte Fu uyuya kaldı.

Birkaç saat daha babası kitaplığın önünde oturup Fu’yu izledi ve kendi gözyaşlarını sildi.  Maalesef ki hayat bir masal değildi. Gandhi bile elinden gelen her şeyi yaptığı halde Müslümanlar ve Hindular arasındaki çatışmada  hakaret yemişti.  Yaptıkları asla halkına yetmedi. Peki, Fu’nun sevmesi, ölesiye sevmesi nasıl Soza’ya yetecekti ki? İnsanlar ellerindeki şeylerin hatta çoğu zaman ellere sahip olmanın bile değerini bilmezdi.  Gökten üç elma düştü, anlatanın başına  dinleyenin başına ve tek başına Üç Elma Kızı’ndan da güzel olan Fu’nun başına…

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)