Ben, Sen, Biz ve Onlar…

Ben, sadece ben, sessizlik ve onun getirdiği büyülü düşünceler…

Eski Menü
Bir Sayfa Seçin

 Varoş bir mahallenin, sıva grisi evleri ile dolu sokakları kadar aynılaşmıştık. O sokaklarda, geçtim doğru Tanrı’yı, düzgün bir kul bile bulamamıştık.  Tarih hep savaşı kazananları yazmıştı. Mevzu savaşı kazanmak mıydı? Başlamasına mani olmak mühim değil miydi? Tarih kitaplarında savaşları engelleyenler neden yoktu?

Türk trafiğindeki  “yaya yolu” kadar işlevsiz ve bir o kadar göz boyamaydık.  Doğrunun, “iyi” olduğu kanısına nereden vardık? Kendi içimizdeki savaşı dindiremezken nasıl bu kadar barış yanlısı olduk? “Yanlı” kelimesi “yanlış“ kelimesine bu denli benzerken, nasıl idrak edemedik? İpin ucu nerede kaçtı?  Güzel şeylere nasıl aldanmadık? Nasıl hep kötünün peşinden gittik; hayatlar kurduk,  okyanuslar, çöller, dağ dorukları varken yaşamımızı nasıl sıva grisi bir binanın elli metrekaresine sığdırdık?  Kimsesizler mezarlığı kadar boştu yaşamlarımız.

Her detayını hatırladığınız bir buluşmada, dediklerinizin hatırlanmaması kadar kırıcıydı hayatlar. En kötüsü de hayatın üzme şekli bile aynıydı. O kadar mühim değildik ki gözyaşlarımız bile aynıydı.  Hoş zaten, “ağlamak çare değil”di… Sanırım atalarımızdan kalan ve bizim de yeni nesle bırakacağımız tek şey, utançtı. Öylesine bir dalavere içerisinde yaşıyorduk ki, neresinden anlatmaya kalksak elimizde kalıyordu.  Hatta çoğu zaman bu dalavereyi anlamıyorduk bile.  Neydi o şarkı sözü? “ Aklı olan göçmüş zaten, kalanlar koyundan sayılır.”

Angelus

Angelus

Mühim biri değil...

Tüm Yazıları >>>
Angelus

. Angelus . (tüm yazdıkları için tıkla)